Takip et!
Çarşamba, Ekim 16, 2019

Gebelik Gebelik

 

Anne olmanın heyecanını yaşamaya başlamış tüm anne adaylarının, bebeklerinin yaklaşık olarak ne zaman doğacağını ve gebe kaldıkları tarihi hesaplamaları için aşağıdaki tabloyu yaptık. Son adet döneminizin başlangıç tarihini aşağıda ki bölüme yazın ve öğrenin.

Bu hesaplamalarda adet döneminin 28 gün olduğu varsayılmıştır. Bunu dikkate alarak hesaplamalarınızı yapmanızı öneririz.


Bebeğinizin doğum tarihini hesaplayın

Gün: Ay:  Yıl:
 
Girilen tarihe göre

 hafta  günlük hamilesiniz

Bebeğiniz yaklaşık olarak

tarihinde doğacak
Ve büyük olasılıkla tarihinde gebe kaldınız
     

TEKRARLAYAN GEBELİK KAYIPLARI 


Nadiren karşılaştığımız bu durum  anne olmak isteyen kadınlarımızı zor durumda bırakan ve uzun tetkikler yapılması gerekliliği doğuran önemli bir hastalıkdır. Genç toplumda %1-3 gördüğümüz tekrarlayan düşükler  özenli  ve dikkatli araştırmalar ile tanısı ve sebebi araştırılmalı ve  tedaviside bulunan nedene  uygun planlanmalıdır. 

Bu sorunu yaşayan ailelerde yapılan araştırmalar göstermiştir ki hastalarımızın yarısında yapılan tüm tetkikler normal olarak saptanmakta ve sebep bulunamamaktadır. İşte bu noktada sebep bulunamadığı için uygun tedavi verilememesi yerine doktor arkadaşlarım etkinliği kanıtlanmamış tedaviler önerebilmektedirler. Zaten tedavi verilmese bile 3 kez düşük yapan bir kadının sonraki gebeliklerinde sağlıklı çocuğa kavuşma oranı %70-75’dir. Başka bir deyişle kadının mutlu son ile biten gebeliğinin altında etkinliği kanıtlanmamış tedavilerin başarısı yatmamaktadır. Bu nedenle özenle tedavi edilmeli ve uygun açıklamalar ile aydınlanmalısınız. Bunun yanında 3 kez ardarda düşük yapan bir kadının 4. ve sonraki gebeliklerinde sağlıklı bebeği kucağına alma şansı artmaktadır.

Gebeliklerde düşük oranı genel olarak tüm yaş grupları dahil edildiğinde ortalama %25 ler düzeyindedir. Ayrıca bu düşüklerin büyük çoğunluğu 13.haftadan önce olmaktadır. Bir gebelik düşükle sonuçlanacak ise  %90 ilk 13 haftada ve özellikle 8 haftadan önce olmaktadır. Gebeliğin ne kadar özel süreçlerden geçip ortaya çıkmasından sonra oluşan bu düşükler hem hasta hemde hekim açısından stresli ve kabul edilmesi zor anlar yaratmaktadır. Bir kadın ilk gebeliğini kaybetme oranı %25 dir. 1 düşük oldu ise 2.gebeliğini kaybetme riski %35 e yükselmektedir. 2 kez düşük oldu ise 3. Gebeliğin düşükle sonuçlanma oranı %45 e çıkmaktadır. 4.ve sonraki gebeliklerde bu oran daha fazla yükselme yerine düşmektedir. Bu istatistik oranlar biraz moral vermektedir ama yinede sağlıklı gebeliğe kavuşmak için bu hastalarımızın uzun ve meşakatli bir süreci sabırla beklemesi gerekmektedir.  

İlk 8 haftada olan düşükler 8 ile 14.hafta arasında olan düşüklere oranla daha masum ve basit hastalıklardan kaynaklanmakta iken 8-14. Hafta arası düşüklerde daha ciddi sebepler karşııza çıkmaktadır.


Sebepleri sıralayacak olursak:


1.    Anatomik Nedenler :
Rahim dediğimiz gebeliği taşıyan organın bazı hastalıklarında düşük olasılığı artmaktadır. Bu hastalıkların en sık görüleni uterin septum dediğimiz rahim içinde perde (septum)’a rastlamaktayız.  Rahim anne karnında oluşma sırasında bir oluşum hatası sonucu rahim içinde perde veya  bir büyük normal rahime göre iki küçük rahim görülebilmekte ve bu hem düşük olasılığını hemde erken doğum olasılığını artırmaktadır. Bunun yanında rahim içi yapışıklıklar ilede düşükler olabilmektedir. Yapışıklık ise rahim içine önceden kürtaj, müdahale, ameliyat veya enfeksiyonlar sonucu karşımıza çıkabilmektedir.


2.    Hormonal Nedenler:
Düşüklerin hormonal nedenleri arasında en önemlisi polikistik over sendromudur. PCOS dediğimiz bu hastalıkta seyrek adet görme veya hiç görememe, tüylenme, sivilcelenme, bazı hastalarda aşırı kilo alımı ve çocuk sahibi olmada sorunla karşımıza çıkmaktadır. Bu hastalarda düşük olasılığındaki artış insülin direncine veya LH değerlerindeki artışa bağlanmaktadır. Aynı şekilde şeker düzeyleri iyi kontrol edilmeyen diabet hastalarında da insülin direncine bağlı olarak düşük oranı artmaktadır. Hormonal nedenler arasında “luteal faz yetmezliği” adı verilen ve yumurtalama ile adet dönemi arasındaki dönemdeki hormonal yetmezlikle karakterize durum en çok öne sürülen faktördür. Ancak luteal faz yetmezliğinin tekrarlayan düşüklere neden olma olasılığı son derece düşüktür ve böyle bir tanının olup olmadığıda tartışmalıdır. Bu nedenle luteal faz yetmezliğinin tekrarlayan düşüklerde rol oynadığını söylemek oldukça zordur. Tedavide progesteron kullanılmaktadır. Tiroid hormonu bozukluklarının düşükler üzerinde kanıtlanmış ciddi bir rolü yoktur.


3.    Bağışıklık sistemine bağlı faktörler: 

Bunlardan en sık karşımıza çıkan otoimmün faktörlerdir. Tekrarlayan düşük sorunu olan hastaların %15 i kanda antifosfolipid antikorları (antikardiolipin antikorlar ve lupus antikoagulan) yükselmektedir. Antifosfolipid sendromu olan hastaların bir bölümünde birçok klinik bulguya (pıhtılaşma bozukluğuna bağlı bulgular) ek olarak düşükler görülmekle birlikte, bir grup hastada tekrarlayan düşük dışında başka klinik bulguya rastlanmamaktadır. Bu nedenle tekrarlayan düşük nedeniyle başvuran hastaların bahsettiğim testlerinin yapılması gerekmektedir. Tiroid bezi antikorları veya ANA gibi antikorların tekrarlayan düşükler üzerinde önemli bir rolü olmadığı gösterilmiştir. Tekrarlayan düşük nedenleri arasında rolü olduğu düşünülen diğer bir bozukluk ise çiftler arasında HLA dediğimiz insan hücre yüzeyindeki antijenler sorumlu tutulsada son yıllarda bu sorunun düşükler üzerinde bir rolü olmadığı görülmüştür.


4.    Mikrobiyolojik Faktörler: 
Mycoplazma Hominis, Ureoplazma ve Klamidya gibi enfeksiyonların tekrarlayan düşüklere yol açma olasılığı oldukça düşük olsada karşımıza çıkabilmektedir. Mikrobiyolojik nedenlerin saptanabilmesi için laboratuar testleri kullanılmaktadır fakat ne  yazık ki bu bakterileri laboratuarda üretmek ve tanısını koymak bazen mümkün olmamaktadır.

5.    Trombofilik Faktörler: 

Son yıllarda önemi giderek artan trombofiliye ve tromboz dediğimiz pıhtılaşmaya yatkınlık durumlarında bebeğe giden mikro damarlarda pıhtılaşma sonucu yaşamsal fonksiyonların durması ile karşılaşabilmekteyiz. Faktör V Leiden Mutasyonu, Faktör-II-protrombin mutasyonu, protein C ve S eksikliği, homosistein düzeyindeki artış  (MTFHR eksikliği) ve antitrombin III eksikliği kanda pıhtılaşma eğilimi ve düşük olasılığında artışa neden olabilirler. Trombofilik nedenler; ayrıntılı testler ile tanısı konulduktan sonra tedavisinde iyi sonuçlar alınan ve son yıllarda bebek eve götürme oranlarının ciddi oranda artış gösterdiği bir hastalıktır.


6.    Bağışıklık sistemine bağlı faktörler: 
Bağışıklık sisteminin amacı dışında fonksiyon görmesini anormal kabul etmekteyiz. Bu hastalıklara otoimmun hastalıklar olarak adlandırılmaktadır. En sık gördüğümüz bozukluk ise antifosfolipid antikor, antikardiyolipin antikor, lupus antkoagülan pozitiflikleridir. Tekrarlayan düşük sorunu yaşayan kadınlarda %20 olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu hastalarda bir çok şikayet ve klinik bulgu gözlenebilir. Bunlardan biriside gebeliğin özellikle ilk döneminde bebeğin kalp atımlarının durmasına yol açan bozukluklardır. Bu nedenle gebelik kaybı yaşayan kadınların bu testleri mutlaka yapılmalıdır.

Son yıllarda popüler olan diğer bir neden HLA uyumsuzluğudur. HLA insan lökosit antijeni(Human Leukocyte Antigens) anlamına gelmektedir. Son yıllarda hücre yüzeyinde bulunan  bu  antijenlerin karı-koca arasında uyumsuzluğundan dolayı düşükler yaşandığı iddia edilmiş isede  bu konuda günümüz itibarı ile yeterli kanıt bulunamamış ve tedavisi üzerinde fikirbirliği olmayan bir konudur. Hem tedavi edilmeli mi hemde hangi tedavi seçeneği konularında hala tartışmalıdır. Yapılan son bilimsel çalışmalar ise tekrarlayan düşüklerde HLA uyumsuzluğunun rolü olmadığı gösterilmiştir.

7.    Genetik ve moleküler bozukluklar:
Genetik bozukluklara bağlı tekrarlayan düşükler %4-5 oranında karşımıza çıkmaktadır. Normalde erişkin insanda herhangi bir şikayete neden olmayan dengeli translokasyon dediğimiz kromozom bozuklukları tekrarlayan düşüklere yolaçabilmektedir. Bozukluğun eşlerden birinde olması ile düşükler sık olarak karşımıza çıkabilmektedir. Özellikle anne nin translokasyon taşıyıcısı olması daha önemlidir. Çünkü bir fetusun ilk oluşum anında ve ilk haftalardaki hayatında birçok hücre organelini annenin yumurta hücresinden sağlamaktadır ve bu nedenle annenin kromozom bozukluğu daha yüksek sıklıkta düşüklere yol açmaktadır. Bu durumda gerek tüpbebek yöntemi ile gelişen embryodan blastomer biopsisi dediğimiz Preimplantasyon Genetik Tanı (PGT) ile gerekse gebe kaldıktan sonra koryon villus biopsisi, amniosentez veya bebeğim göbek kordonundan kan alarak(kordosentez) genetik hastalıkların tanısı konulabilmekte ve sağlıklı bebeğe ulaşılabilmektedir. Ama tekrarlayan düşüklerde sağlıklı gebeliklere ulaşılabilmesi için esas uygulanması gereken anne adayı gebe kalmadan tüpbebek uygulaması ile PGT yöntemi ile sağlıklı embryo saptanıp bu embryonun anne rahimine transferi ile sağlıklı çocuğa kavuşulmasıdır.


8.    Yumurtalık  Rezerv Azalması: 

Tekrarlayan düşük nedenleri arasında en önemli ve düzeltilesi zor nedenlerden bir diğeridir. Kadının ileri yaşta özellikle 35 yaş üzerinde olması yumurtalık rezervini azaltmasının yanında kalite ve nitelik açısından da yumurtalığı zayıflatmaktadır. Bu durum hem gebe kalma şansını azaltmakta hemde düşük yapma olasılığını artırmaktadır. Bazı hastalırımızda daha erken yaşlarda rezerv azalabilmekte ve ne yazık ki gebe kalabilmek yolunda tedavisi zor bir hal almaktadır.


9.    Diğer Faktörler: 
Stres, sigara, alkol ve bağımlılık yapıcı madde alışkanlıkları tekrarlayan düşüklerin önemli nedenleri arasında yer almaktadır ve tedavilerinde başarılı sonuçlar alınmaktadır.


TEKRARLAYAN DÜŞÜK NEDENİNİZ ARAŞTIRILMALI .....


1.    Anatomik nedenler: Rahim filmi dediğimiz histerosalpingografi(HSG) veya histeroskopi gibi yöntemler kullanılmaktadır. 

2.    Hormon profiliniz: tiroid fonksiyon testleriniz, PKOS dediğimiz polikistik over sendromu olan hastalarda insülin/glukoz oranı testi ve yumurtlama sorununun araştırılması için adetin 21. gününde progesteron bakılmalıdır.
3.    Genetik nedenler: karyotip analizi ile öncelikle anne ve babanın genetik hastalık taşıyıcısı olup olmadıkları araştırılmalı ve 3.düşükte ceninin veya düşük materyalinin  kromozom yapısına bakılmalıdır
4.    Bağışıklık sistemi : Antifosfolipid antikorlar ve lupus antikoagulana bakılmalıdır.
5.    Mikrobiyolojik faktörler: Rahim ağzından kültürler ve kan testleri yapılamlıdır. 
6.    Trombofili ve tromboz testleri : Trombofili testleri ile genetik bozukluklara bağlı tromboza meyil var ise saptanmalıdır.
7.    Yumurtalık rezervi: FSH, LH, Estrojen, İnhibin ve AMH hormonlarının düzeyine göre yumurtalık rezervi tahmin edilebilir ve ultrasonografi ile yumurtalıklara bakılarak yaklaşık rezerv değerlendirilebilmektedir.
8.    Gerekir ise psikolojik destek ve değerlendirme yapılmalıdır.


TEDAVİ 

1.    Anatomik nedenler: Saptanan septum (zar) ve rahim içi yapışıklık veya myom, polip vs. Patolojileri histeroskopi ameliyatı ile tecrübeli cerrahlar tarafından giderilebilmektedir. Rahim ağzı yetmezliği var ise 13. Veya 14. Haftada rahim ağzı dikilmelidir. 
2.    Hormonal nedenler: hormon bozukluğu saptanması durumunda nedene yönelik tedavi verilmektedir. Polikistik over sendromu hormon bozukluğu ile giden genetik bir hastalık olduğu için kesin ve etkili tedavisi bulunmamaktadır ve yardımcı tedaviler verilmektedir. 
3.    Genetik nedenler: günümüzde büyük ilerlemeler kaydedilmiştir ve gebelik öncesi tüpbebek yöntemi sırasında yapılan PGT dediğimiz yöntem ile önemli tedavide büyük başarılar elde edilmiştir. Eğer tüpbebek yaptırmak istenmiyorsa o zaman gebe  kalındığında amniosentez veya koryon villus biopsisi planlanmalıdır. 
4.    Bağışıklık sistemi: Antifosfolipid antikorlar veya lupus antikoagulan pozitifliği durumunda gebelik boyunca heparin ve aspirin tedavisi planlanmalıdır. 
5.    Mikrobiyolojik nedenler: Rahim ağzında veya kanda gebelik kaybına yol açan enfeksiyon saptanması durumunda ajana yönelik spesifik antibiyotik tedavisine geçilmelidir.
6.    Trombofili : Tedavide heparin ile başarı elde edilmektedir. 
7.    Yumurtalık rezerv düşüklüğü: ne yazık ki hala bilimin düzeltemediği ve araştırmaların devam ettiği bir konudur. Güncel kabul görmüş tam bir tedavi modalitesi sunulamamaktadır. 
8.    Sigara ve alkol ve bağımlılık yapıcı maddeler kullanılmamalıdır.


Sonuç olarak tekrarlayan düşük sorunu yaşayan hastalarımızda yapılan tüm araştırmalara rağmen %55-60 ında önemli bir hastalık bulunamamaktadır. Bilimsel arenada bu hastalara ne yapılacağı ve hangi tedavi seçeneğinin seçileceği konusunda görüş ve tedavi seçimi farklılıkları vardır. Tedavi planı yapılır iken mutlaka kendinizi konusunda uzman ve tecrübeli bir hekime emanet etmeli, yaşınız, önceki düşüklerin ayrıntılı incelenmesi, yumurtalık rezerviniz ve daha önce sağlıklı doğum yapıp yapmamıza göre oluşturulmalıdır. 

Eğer herhangi bir sebep bulunamıyor ise bir kaç yol izleyebilirsiniz ;

1.    Tekrar düşük riskini göze alarak gebe kalarak yola devam etmek. Tekrar düşük olma riskini göze almak ve 3. Düşükten sonra devam eden gebeliklerin birisinde sağlıklı çocuğa ulaşma oranı <570-75 lerdedir. Belki 4. Gebelikde belki 6.-7. Gebelikde ama bu tedavi yolu sabır gerektirmektedir.

2.    PGT dediğimiz yöntem ile tüpbebek sırasında sağlıklı emryoları ayırt etmek ve bunu anne rahimine transfer ederek sağlıklı kromozoma sahip fetusun gelişimini sağlayarak düşük riski azaltılabilmekte isede son yayınlanan bilimsel çalışmalarda bunun çokda doğru olmadığı, anöploidi ve kromozom anomalisi rapor edilen emryoların 2 gün sonra alınan biopsilerinde nomal emryo haline geldiğine değinilmiş ve hastalıklı embryo tanısı için ek yöntemler geliştirilirse ancak PGT ilk seçenek olacaktır  yönünde görüşler bildirilmiştir. Ayrıca tüpbebek tedavisinin zor, pahalı ve meşakatli bir süreç olması ve tedavi sonunda gebe kalabilmenin kesin olmaması nedeni ile de halen ilk seçilecek tedavi yöntemi olarak kabul edilmemektedir.  


GEBELİKTE GRİP VE ÜST SOLUNUM YOLLARI ENFEKSİYONLARI;

Üst solunum yolu enfeksiyonları kısaca ÜSYE olarak adlandırılmaktadır. Özellikle kış aylarında karşılaştığımız ve büyük çoğunluğu viruslere bağlı olan basit olmasına karşın verdiği rahatsızlık ve şikayetlerin fazla olması, toplumda her yerde sık karşılaştığımız, eğer dikkat etmez iseniz bulaşmasının çok kolay olması nedeni ile önemli bir hastalıkdır.

Hastalık bulaştığında burun, sinusler, yutak dediğimiz farinks, gırtlak dediğimiz larinks etkilenmektedir. Ayrıca hastalık ilerleyerek alt solunum yolları dediğimiz akciğerler, bronşlar ile orta kulak enfeksiyonuna yol açabilmektedir.

ÜSYE’ye en sık virusler ve viruslerden de en çok adenovirus ve influenza virus neden olmaktadır. Gribal enfeksiyonlar, soğuk algınlığı, farenjit, larenjit, trakeit olarakda hastalığın tutulum gösterdiği yere göre adlandırılabilmektedir. Ayrıca bakteriyel ajanlarda bu hastalıklara yol açabilmektedir ve daha gürültülü tablo oluşturmaktadırlar.

Kış aylarında bu mikropların bulaşma riski artmaktadır. Özellikle kalabalık, kapalı ve iyi havalndırılmayan ortamlarda daha kolay bulaşmaktadır. Ayrıca vücut direncinin düşmesi, yetersiz beslenme, sigara alışkanlığı, mevcut astım veya allerjik yapıda olmak gibi faktörler hastalığın bulaşma riskini artırmakta, seyrini ağırlaştırmaktadır. Hamilelerde ise daha çekilmez ve dayanılmaz hal almakta, zaten konforu bozulmuş anne adayını dahada rahatsızlık vererek zorlamaktadır. Bebeğiniz açısından endişelenmenize gerek yoktur çünkü bu tür enfeksiyonların gebelik üzerine kanıtlanmış bir zararı yok kabul edilmektedir.

Genel olarak toplumumuzda bu hastalıkların geneline grip denilmektedir. Fakat grip ve soğuk algınlığı birbirinden ayrı 2 hastalıktır. Grip influenza dediğimiz virus nedeniyle olmaktadır ve en sık A,B,C tipleri görülmektedir. Soğuk algınlığı ise 250 den fazla virus nedeni ile olabilmektedir. Soğuk algınlığı genelde burun ve boğazı etkiler iken grip tüm vücudu etkiler ve  kalp zarı iltihaplanması, beyin zarı iltihaplanması, akciğer ve karaciğer iltihaplanması yaparak daha gürültülü seyir gösterebilmektedir.

Her iki hastalık da damlacık enfeksiyonu şeklinde havadan bulaşır ve 2 saat havada ikrodamlacıklar halinde asılı kalarak bulunduğu yerde mikrop saçmaya devam eder. Virüsü taşıyan kişi bulunduğunuz ortamda “hapşuu” diyerek hapşırdığında milyonlarca virus o kişiden havaya karışır ve sizin veya yakınında olan kişinin ağzından, solunum yollarından, burnundan veya gözünden girerek bulaşını tamamlar ve hastalık başlar. Etken virüsu alan kişi bu andan  itibaren ilk 48-72 saatte en yüksek bulaştırıcılığa sahip olacak ve başkalarınada bulaştırarak hastalığın toplumda kartopu gibi büyümesi yolaçacaktır. Öte yandan eller de bu hastalığın bulaşmasında aktif rol oynamaktadır. Özellikle ülkemizde bir gelenek olan el sıkışma ve yanak yanağa öpüşme, sarılma sayesinde hastalık daha kolay geçebilmektedir.

Grip ve soğuk algınlığı belirtileri ;

SOĞUK ALGINLIĞIN BELİRTİLERİ:

  • Hapşırık
  • Öksürük
  • Şeffaf burun akıntısı
  • Baş ağrısı
  • Hafif ateş
  • Burunda kaşıntı
  • Gözlerde sulanma
  • Kulak ağrısı

GRİP BELİRTİLERİ:

  • Ateş
  • Titreme
  • Şiddetli baş ağrısı
  • İştahsızlık
  • Halsizlik
  • Yorgunluk
  • Kas ve eklem ağrısı
  • Kuru öksürük
  • Burun tıkanıklığı
  • Sarı - yeşil renkli veya şeffaf burun akıntısı
  • Nefes almada ağrı veya zorlanma

 

GEBELİKTE GRİP VE GRİP AŞISI:

Gebelik ÜSYE’a yakalanmak için bir risk oluşturmaz yani gebe olmak kolay mikrop kapılmasına yol açmaz. Ancak virus daha gürültülü tablo oluşturur ve zaten bağışıklık, dolaşım ve solunum sistemi değişikliğe uğradığından komplikasyon dediğimiz enfeksiyona bağlı sorun çıkma riski artmaktadır.

Dünya sağlık örgütü (WHO) aşı açısından özellikle ciddi salgınlarda hamilelerin 3. Ayından sonra aşılanmalarını önermektedir. Benim bu konudaki fikrim öncelikle koruyucu yaklaşımdır. Aşıyı herkese uygulamamalıyız ve öncelikle hastalıktan ve grip taşıyan kişilerden korunmak uzak durmak gerektiğine inanıyorum. Aşıyı ise özellikle bir hastalığı olan, kalp, şeker, astım, allerjik bünyeli gebelerin olması gerektiğine inanıyorum. Yine riskli bir mesleğe sahip ise kalabalık ortamlarda havasız ortamlarda çalışıyorsanız aşı düşünülebilir. Ancak ilk göreviniz kendinizi korumak olmalıdır.

Salgınlar genelde Kasım-Nisan aylarında artar. Özelliklede aralık-ocak-şubatta sıklaşır. Yaklaşık 1 ay etkili olur. Toplumun büyük bölümüne bulaşarak hızla çoğalır ve hızla azalır. Aşı için ideal dönem ekim ayı sonlarıdır ve virus ile karşılaşlması durumunda %75-85 koruyucudur. Gebelikde kullanımı güvenli kabul edilmektedir. Sadece yumurta allerjisi var ise ve aşılar üretilirken yumurta proteinleri kullanıldığı için bu durumda aşı uygulanmamalıdır. Aşı sonrası iğne yerinde hafif kızarıklık kaşıntı, hafif ateş olabilir.

Gribin etkili tedavisi antiviral bir ilaç olan oseltavimir dir. Hastalık ağır geçiriliyor ise doktorunuz tarafından başlanacaktır. Ancak çoğunlukla destek tedavileri şeklinde hastalık atlatılmaya çalışılmalıdır. Yani burun akıntısı için spreyler, ağrı için ağrı kesiciler, allerjik şikayetler için antiallerjikler v.s.  alınmalıdır. Uygun tedaviyi doktorunuz önerecektir.

Genel yapılan yanlış şudur: hemen antibiyotik tedavisi başlanır. Bu yanlış bir yaklaşımdır. Çünkü etken bir virustür ve antibiyotikler virusler üzerine etkisi yoktur. Esas yapılması gerekn hastalık kapmayı engellemektir. Öncelikle hasta kişilerin istirahat etmesi kalabalık yerlere girmemeleri ve maske takarak başkalarının hasta olmasına engel olmaları gerekmetedir. Ama ne yazık ki ülkemizde grip olan kişilerin bunu yapmadığına sıkça rastlıyoruz. Bu nedenle siz kendinizi korumalısınız. Kalabalık ve hava almayan yerlerde bulunmamalısınız. Hasta kişiler ile görüşmemeli yaklaşmamalısınız. Risk var ise hepafiltreli maske takmalısınız. Normal maskeler influenza virusüne karşı koruyucu değildir. Bulunduğunuz ortamı iyice havalandırmalısınız. Eğer virüs enfeksiyon oluşturur ise gebe olduğunuz için bol sıvı almalı, dengeli beslenmeli, bol meyve tüketmelisiniz. İstirahat en iyi tedavi seçeneğidir. Boğaz ağrısı var ise pastil, burun tıkanıklığı ve akıntı var ise serum fizyolojik, okyanus suyu veya dekonjestan etkili spreyler, öksürük var ise ateş sürekli yükseliyor ise doktorunuzla tekrar görüşmeli ve gerekir ise yeni ilaçların eklenmesi gerekebilir. Çünkü virüs nedeni ile başlayan grip enfeksiyonun üzerine bağışıklık sisteminin zayıflaması ile bakteri enfeksiyonu eklenebilmektedir. Bu durumda daha güçlü tedaviler gerekecektir.

Gebeliğinizde nasıl beslenmelisiniz ve bebeğiniz için hem anne karnında iken hemde doğduktan sonra sağlıklı olması için neler faydalı, ne kadar yemelisiniz gibi sorularınıza cevap verebilmek amacı ile  makalemi okumanızı tavsiye ediyorum.

Şu unutulmamalıdırki,

İstikrarlı ve yavaş kilo alımı hem sizin için hemde bebeğiniz için en uygun ve faydalı yaklaşım olacaktır.

Gebelikde ilk 3 ay hariç kilo vermenizi kabul edemeyiz. Başka bir deyişle gebelikde kilo vermek ve forma girmek için  diyet yapmak yanlıştır. Bunun yanında ilk 3 ayda 5-10 kilo almakta yanlıştır.Eğer bulantı, kusma ve iştahsızlık fazla ise bunun yanında kilo veriyor iseniz doktorunuzla temasa geçmelisiniz ve uygun tedaviler almalısınız.

Bir gününüz nasıl geçmeli :

Sabah uykudan uyandığınızda güzel bir kahvaltı yapmalısınız...

Yani : Organik veya organiğe yakın-doğal yetiştirilmiş gıdalardan oluşan iyi bir kahvaltı.

  • Peynir
  • Yumurta (Haşlanmış-rafadan-omlet veya tavada)
  • Yoğurt-süt
  • Tereyağı- bal
  • Ceviz- fındık-badem (Haftada 1 avuç)
  • Tam tahıllı – tam buğday ekmeği – 2 dilim
  • İyi kalitede salam – sosis – sucuk yiyebilirisiniz
  • 1 bardak açık çay
  • Taze sıkılmış meyva suları (portakal-greyfurt-kiwi-mandalin-limon-muz-mango vb.)

 

Ara öğünde saat 10.00-11.00 gibi : Meyve veya süt

 

Öğle yemeğinde :

  • Sebze yemeği – kuru baklagiller(Nohut-fasulye-mercimek vb.)
  • Salata
  • Yoğurt
  • Veya Sandwich

Akşamüstü ara öğün :  Meyve, süt veya sandwich veya meyveli yoğurt-yarım yağlı

Akşamüstü güzel bir uyku veya şekerleme yapmalısınız. Hem sizin hem bebeğinizin dinlenmeye ihtiyacı var.

Akşam yemeğinde :

  • Izgara et – tavuk – balık – hindi
  • Salata
  • Yeşil sebze ve meyveler
  • Yoğurt –Ayran –Taze sıkma meyve suları
  • Tüm hayvansal ürünler  iyi yetiştirilmiş doğal ortamda büyümüş, katkılı yemle yetiştirlmemiş hayvanlardan sağlanan ürünleri tercih etmelisiniz.

Akşam ara öğün olarak yatmadan süt veya meyve  yiyebilirisiniz. Reflü ve hazımsızlık yaşamamak için uykudan 1-2 saat önce yemelisiniz.

Tabiiki tüm bu önerilerin yanında çok önemli olan su tüketimine dikkat etmeniz gerekmektedir. Ortalama günde 2.5-3 litre su içmelisiniz. Bunun yanında limitli önerebileceğim  günlük 1 küçük cup nescafe, 2 türk kahvesi, 1 açık çay içeceklerde tüketebilirisiniz.

Maden suyu içmenin hiç bir zararı yok tam aksine içerdiği mineraller nedeni ile size ve bebeğinize faydalı bir içecetir. Ancak soda içmenizi tercih etmiyoruz. Çünkü soda bir fabrikasyon ürünü olup doğal kaynak suyu değildir. Bu nedenle maden suyu almaya dikkat ediniz.

Tüm ana öğünlerde protein ağırlıklı olmak üzere karbonhidrat ve sağlıklı doymamış yağlardan tüketmeye çalışın(Zeytinyağı, fındık yağı).  Özellikle zeytinyağı sağlıklı tekli doymamış yağ kaynağıdır. Unutmayınki trans yağ içeren gıdalar tüketmek hem bebek açısından zararlıdır.

Uykuya dalıncaya kadar gün boyu her 3 saatte bir birşeyler yemelisiniz. Ara ve ana öğünleri atlamamalısınız. Özellikle gebeliğin 5.ayından itibaren ara öğünlere dikkat etmelisiniz.

Haftada 1-2 kez yemekten zevk aldığınız gıdalardan 1 porsiyonu geçmemek kaydıyla tüketebilirsiniz.(Baklava, çukulata, süt tatlıları, profiterol gibi)

Günde 30 dakika yürüyüş veya yoga veya yüzme gibi sporlar ile rahatlamalı, dolaşım sisteminize destek olmalısınız.

Her gebelik ve gebe kendine özeldir. Beslenme ve gelişme tarzı farklılıklar gösterecektir. Tüm gebelikler aynı sepete koyulmamalıdır. Bu sebeple doktorunuzla beslenme tarzınızı ve nasıl beslenmeniz gerektiği konusunda konuşmalı ve gerekir ise diyetisyen eşliğinde sağlıklı size ve bebeğinize özel bir beslenme planı oluşturmalısınız.

Diyet veya light ürünler olarak tabir ettiğimiz gıdaların gebelikde tüketimi uygun değildir. Ancak süt, peynir ve yoğurt için tercihimiz tam yağlı değil yarım yağlı olanları seçmektir.

En önemli aklınızda kalması gereken cümle şu olmalıdır : “Evet, kendim ve bebeğimin gelişimi için yeterli miktarda gıda almalıyım ancak 2 kişilik veya her yemekten 2 porsiyon yemek almamalıyım.”

En sağlıklı protein kaynaklarını sıralarsak :

  • Yağsız et (sığır, koyun, keçi)
  • Tavuk, hindi(doğal yetiştirilmiş)
  • Balık (Özellikle deniz balığı)
  • Süt, yoğurt, peynir
  • Yumurta
  • Kurubaklagiller, fasulye, nohut, mercimek,
  • Fındık, fıstık, badem, ceviz

DHA dediğimiz(dokozahekzaenoik asit) uzun zincirli omega-3 yağ asidinin bebeğinizin gelişiminde çok önemli olan, özellikle beyin, kalp ve gözdeki retina tabakasının temel gelişim yapıtaşı olması nedeni ile gebelikde yeterli miktarda alımı sağlıklı bebek gelişimi için  çok önemlidir. Bu amaçla en önemli DHA-omega 3 kaynağı olan balık tüketimine özellikle dikkat etmeliyiz ve ayrıca omega 3 içeren balık yağı desteğini almanız gerektiğini unutmayınız. Tüketmemiz gereken balık miktarı haftalık 350 gr dır ve bunu haftada 2 kez balık veya karides veya kabuklu deniz canlıları ve ton balığı yiyerek sağlayabilirsiniz.

Eğer balık yemekten hoşlanmıyorsanız ek olarak balık yağı içeren tabletler veya ceviz, yemeklerinizde kanola yağı, keten tohumu yağı veya omega 3 ile zenginleştirilmiş yumurta tüketmelisiniz.

Sağlıklı yağ

Bebeğinizin sağlıklı gelişimi için sağlık yağ tüketmeniz gerekmektedir.  Sağlıklı yağ kaynakları :

  • Zeytin yağı
  • Kanola yağı
  • Yağlı balıklar (ton balığı, sardalya,kalkan)
  • Avakado
  • Fındık
  • Ceviz

Zararlı yağlardan yani trans yağ içeren gıdalardan uzak durmalıyız. Özellikle işlenmiş gıdalar, salam, sosis, fast food, kızarmış ürünler tüketilmemelidir.

Sağlıklı karbonhidrat :

Meyve ve sebzeler sağlıklı karbonhidrat kaynaklarıdır. Karbonhidrat ihtiyacını taze meyve ve yeşil sağlıklı sebzelerden sağlamak  gerekir.  Sağlıklı bir gebelik  gelişimi için günlük yaklaşık olarak 6-9 porsiyon tüketmek gerekir. Özellikle koyu renkli meyveler vitamin ve mineraller açısından oldukça zengindirler. 
Kutudan meyve suyu içmek  yerine meyvenin kendisini yemeyi veya direkt o meyveyi sıkarak taze içmeyi tercih etmelisiniz. Dondurulmuş meyve ve sebzeler tüketebilirsiniz ancak bu ürünlerde şeker ve tuz katkısı mevcut olduğundan her zaman için taze olan tercih edilmelidir.


Yine karbonhidrat ihtiyacı için ekmeğiniz tam buğday ekmeği olmalıdır. Ayrıca kahverengi pirinç, tam tahıllı makarna ile tüm tahıl ürünleri(çavdar, darı, mısır unundan ekmekler,arpa, bulgur vb.) tüketilebilir. Ayrıca çerezlerde sağlıklı karbonhidrat kaynağıdır.

Sıvı tüketimi :
Bol sıvı tüketmelisiniz. Asla susuzluk hissi yaşamadan gün içinde sürekli sıvı almalısınız. Maden suyu ve aromalı sular tüketebilirsiniz. Taze sıkılmış meyve suları ve yarım yağlı süt düzenli olarak içmesiniz.

Yemeklerin hazırlanması :
Gebelikde hormonal dengenin değişmesi nedeni ile bağışıklık siteminin zayıflaması sonucu gıda zehirlenmeleri ve allerjileri daha sıklıkla karşımıza çıkar. Bu sebeple :

  • Yemek hazırlamadan önce ellerinizi sabunlu su ile iyice yıkayınız
  • Sebze,yumurta,balık,tavuk ve etleri iyice pişiriniz ve tam pişmiş tüketiniz.
  • Sebze ve meyveleri koruyucu ilaç artıkları için iyice yıkayınız

Uzak durmalısınız.....

  • Pastorize edilmemiş süt, peynir den uzak durunuz.
  • Civa içeriği yüksek olan deniz ürünlerinden uzak durunuz(kılıç balığı, uskumru, albacore gibi bazı tuna balığı türleri)
  • Çiğ balık ve et içeren yiyecekler
  • Donmuş ve yenilmek üzere çözülmüş olup  pişirilmeden ve ısıtılmadan 2 saatten daha uzun bekletilen gıdalardan(hazır pizza, hamburger veya hazır gıdalar vb.)  uzak durunuz.

Eğer bulantılarınız fazla ise :

  1. Mutlaka şikayetinizi doktorunuz ile paylaşın ve tedavi alın.
  2. Farklı tatlar deneyin.(tuzlu veya tatlı baharatlı yiyecekler. Örn: tuzlu leblebi, grissini, peksimet, özel tatlı ekmekler ve kurabiyeler vb.)
  3. Limonata veya zencefil çayı için
  4. Nane yaprağı-melisa-papatya  çiçeğinden oluşan karışım ile bitki çayı demleyin üzerine zencefil ekleyin. Sizi rahatlatacaktır.

Choline-kolin alımı:
Choline özellikle beyin gelişimi ve hafıza yeteneğini iyileştiren bir B kompleks vitamindir. Yapılan çalışmalarda gebelikde choline tüketilmesinin bebeğin zeka gelişimine katkısı olduğu saptanmıştır. Hamileliğinizde mutlaka almanız gerekmektedir. Choline içeren gıdalar:

  • Yumurta
  • Fındık
  • Tavuk ve sığır karaciğeri
  • Soya fasulyesi
  • Tereyağı
  • Fıstık

TUZ KISITLAMASI GEREKLİMİDİR ?
Hayır...Sağlıklı bir gebelikde tuz kısıtlamasına gerek yoktur. Toplumumuzda gebelikde bacaklarda ve vücutta oluşan ödemin tuza bağlı olduğu sanılmaktadır fakat bu yanlış bir bilgidir. Gebelikde oluşan ödemin mekanizması tamamen farklıdır ve yemeklerde tuz kullanmak ile ilgisi yoktur. Ancak yinede aşırı tuzlu gıdalardan(çerezler, pastırma, turşu, tütsülenmiş etler, konserve vb.) uzak durulması gerekir.

DİKKAT EDİN:

  • Yağda kızarmış yerine ızgara et-tavuk-balık tercih edin.
  • Sebze tüketin, ve market sepetinizde tam tahıllı ekmek, kahverengi pirinç, kepekli veya tam tahıllı makarna tercih edin.
  • Tam yağlı yerine az yağlı süt, yoğurt ve peynir tüketin.
  • Tatlı yemek isteğinizde meyve ile bu ihtiyacı karşılayın.
  • Kızarmış tereyağı veya krema kullanılan gıdalardan az tüketin
  • Unutmayınki ekmek sepeti lezzetli fakat kalorisi yüksekdir. Dikkatli olun ve az tüketin.

 

SIK MERAK EDİLEN SORULAR :

Günlük  almam gereken kalori miktarı nedir ?

Özellikle gebeliğinizin son 6 ayında bebeğiniz için ekstra kalori almanız gerekir. Bu miktar günlük 300 kaloridir. Kilonuza göre günlük toplam 1900-2500 kalori almalısınız. İlk 3 ayda ekstra kalori ihtiyacınız yoktur.

Süt içemiyorum. Bebeğim için gereken kalsiyumu nasıl sağlarım ?
Yemeklerinizde yoğurt, peynir, portakal suyu, kemik veetle pişirilmiş çorba, maden suyu tüketerek kalsiyum ihtiyacınızı karşılayabilirsiniz. Gerekli durumlarda doktorunuz ek kalsiyom içeren ilaç desteği verebilir.

Gebeliğimde yapay tatlandırıcılar kullanabilirmiyim ?
Aslında evet. Sadece sakkarin kullanmak zararlıdır. Aspartam gibi diğer tatlandırıcıları ve bitkisel tatlandırıcıları tüketebilirsiniz ancak bu konuda daha detaylı çalışmalara ihtiyaç olduğunu düşünüyorum. Bu sebeple diet cola veya zero gibi tatlandırıcı içeren ürünleri her nekadar zararı yok desekde tüketilmemelidir.

Vejeteryanım, et tüketmem şartmı ?
Protein ihtiyacını et dışındaki gıdalarlada karşılayabilirsiniz. Fındık, süt, sebze ve soya fasulyesi, nohut, fasulye, börülce, yumurta gibi gıdalar tüketebilirsiniz.

Kabızlık sorunu yaşıyorum, nasıl çözebilirim ?
Hamilelikte kabızlık sorunu artmaktadır. Bunun için günde en az 2.5 litre su tüketmelisiniz, 6-9 porsiyon meyve ve sebze yemelisiniz, kuru kayısı , kuru incir, kuru domates gibi posalı ürünler yemelisiniz, tam tahıllı ekmek,makarna tüketmelisiniz. Ayrıca günde 30 dakika yürümelisiniz.

Baharatlı yemekler yiyebilirmiyim ? 
Evet... Hiç bir zararlı etkisi yoktur. Hem gebeliğinizde hem emzirme döneminde baharatlı gıdaların zararı yoktur. Ancak cips hariç... cips tüketmek zararlıdır.

Günlük maksimum kafein sınırı nedir?
1 nescafe veya 2-3 fincan türk kahvesi veya 1 küçük bardak çay ile sınırlıdır.

İkiz gebeliğim var, nasıl beslenmeliyim ?
Bu durumda bebeklerinizin gıda ihtiyacı artmaktadır. Bu sebeple her 2 saatte bir gün boyu bir şeyler yemelisiniz. Az ve sık beslenmelisiniz.

Alkol alabilirmiyim, Arkadaşlarımla 1 kadeh şarap içebilirmiyim ?
Kesinlikle hayır... Alkolün bebeğinize zararlı etkileri kesindir. Bebeğinize zarar veremezsiniz.

 

DÖRTLÜ TEST

Gebelik öncesi yapılan ve bebeğinizin anomali riski açısından önemli ipuçları veren bir testtir. Anne adayından kan alınarak laboratuarda 4 farklı hormonun kan düzeyleri saptanarak bu kan değerlerinin daha önceden elde bulunan değerler ile karşılaştırılması ve anne adayının yaşı, sigara kullanımı, kilosu, boyu, çoğul gebelik olup olmadığı, ailesinde down sendromlu veya buna benzer hastalığı olan çocuk olup olmaması durumuna göre bir bilgisayar programında istatistiki bir sonuç veren bir testtir. 1 kaç yıl öncesine kadar 3 lü test olarak bilinen bu test artık inhibin-A’ nın öneminin anlaşılması ile bu hormonunda düzeyinin bu teste eklenerek çalışılması ile günümüzde halen güncelliği ve önemi devam eden 4 lü test olarak yapılmaya devam edilmektedir.  

NE ZAMAN YAPTIRMALISINIZ ;

İdeal haftası 16. Ve 18. Haftalar arasıdır. Günü geçiren anne adayları 20. Haftaya kadar yaptırması gerekmektedir. Bu haftaların seçilmesindeki amaç diğer dönemlerde bu hormonların iniş çıkış göstermeleri ve hatalı sonuçlara neden olabilmeleridir. 

Amaç toplum oranlarına göre bir risk belirlemektedir. Başka bir deyişle elimizde özürlü çocuklar ile sağlıklı doğan bebeklerin kan değerleri mevcuttur ve saptanan değerin hangi duruma daha yakın olduğu tahmin edilmektedir.

HANGİ HORMONLAR DÖRTLÜ TESTTE KULLANILMAKTADIR;

Alfa-feto protein (AFP): 
Bebeğin karaciğerinden salgılanıp anne kan dolaşımına verilen bir proteindir. Her ne kadar gebelik boyunca düzeyi yavaş bir artışla yükselse bile AFP nin beklenenden düşük veya yüksek olması anomali riskini artırmaktadır. 

Beta-hCG (Human chorionic gonadotropin): 
Gebeliğe özgü olan bu hormon hamileliğin ilk haftalarından itibaren hızla yükselir ve 4.aydan itibaren düşmeye başlar. Yine değerlendirmelerde B-hCG yüksekliği ve düşüklüğü bebeğin sağlığı konusunda ipuçları vermektedir.

Estriol (E3): 
Bebeğin eşi dediğimiz plasenta tarafından salgılanan bir hormondur ve yine gebeliğe özgü bir marker dır.

İnhibin-A: 
Son yıllarda öneminin anlaşılması ile süregelen 3’lü testin bir üst aşaması olan 4’lü testte kullanılmaya başlanmıştır. İnhibin kadınlarda overde erkeklerde ise testislerde üretilen bir hormondur. FSH dediğimiz yumurtlamayı ve sperm üretimini kontrol eden inhibinin, inhibin-A ve inhibin-B olmak üzere 2 alt tipi mevcuttur. Erkeklerde sadece inhibin-B üretilir. Kadınlara hem inhibin-A hem de inhibin-B üretimi mevcuttur ve  ek olarak gebelik boyunca plasentada inhibin-A üretilir ve anne kan dolaşımına verilir. Gebeliğin ilk 3 ayında inhibin-A düzeyi giderek artış gösterir ve daha sonra yaklaşık 6.aya kadar sabit kalır. Son 3 aya girildiğinde yeniden üretimi artar ve doğum zamanı en üst seviyesine çıkmış olur.

Son yıllarda yapılan çalışmalar Down sendromunda inhibin-A düzeyleri normal gebeliklere göre daha yüksek tesbit edilmiştir. Bu yükseklik nedeni ile inhibin-A düzeylerinin Down sendromu için tarama testi olarak kullanılabileceği saptanmıştır. Tek başına tanımlayabilme yeteneğinin %40 lar düzeyinde olması nedeni ile en iyi sonucun 3lü test dediğimiz yıllardır yapılan ve yukarıdada bahsettiğimiz AFP, B-hCG ve Estriol hormonları ile birleştirilerek 4’lü test olarak yapılarak en doğru sonuçlar ve en yüksek duyarlılığa ulaşılmıştır.

DÖRTLÜ TEST KESİN SONUÇ VERİRMİ, NE KADAR GÜVENEBİLİRİM?

Üçlü teste göre daha doğru sonuçlar verdiği düşünülmektedir. Son metaanalizlere göre anomalili bir gebeliği saptayabilme ve hem aileyi hemde doktoru uyarıp yüksek riskli gruptadır diyerek raporlama başarısı %81-85 arasında kabul edilmektedir. Bu oran üçlü testte %75 olarak kabul edilmektedir. 

Prenatal risk belirleme testlerinin hepsi bir skor veya risk belirleme şeklinde rapor edilmekte olup kesin sonuç ifade etmemektedir. Genel toplum riskine karşı gebeliğinizin ne kadar risk taşıdığı konusunda ipucu vermektedir. Normal çıkması demek bebeğinizin %100 sağlıklı olduğunu göstermemektedir. 

Çünkü genel kanı şudur; “3lü testim, 2li testim, 4lü testim normal o zaman bebeğim sağlıklı.’’ Bu açıklama çok doğru bir açıklama değildir. Bu testler ultrasonografi ile yapılan organ taraması ile birlikte riskinizi minimalize etmektedir. Yani sonuçlarınız sağlıklı ise anomalili yani saka tbir bebek doğurma şansınız son derece azalmaktadır. Ancak kesin sonuç niteliğinde değil riskinizin düşük olduğunu belirtme yönündedir. Bu bakımdan ultrasonografide yaptığımız organ taramasının 21-24. Haftalar arasında mutlaka tecrübeli ellerde yapılması gerekliliğini bir kez daha vurgulamak istiyorum.

ÜÇLÜ TESTTEN NE FARKI VARDIR;

Üçlü testte AFP, B-hCG ve Estriol çalışılmaktadır. Dörtlü test bu testlere ilave olarak İnhibin-A hormonunun çalışılması ile saptanmaktadır. Aynı amaca hizmet etmektedir. Yani bebeğinizin sağlığı hakkında ipuçları vermektedir ve sizin tercihiniz mümkün ise dörtlü testten yana olmalıdır çünkü güvenilirlik açısından daha doğru sonuçlar vermektedir.

 

Gebeliğinizde zararlı olabilecek bazı gıdalardan uzak durmanız gerekecek. Bu gıdaları sıralarsak:

  • Yeşil çaylar(ısırgan,rezene, keten tohumu, diyet çayları vb.) Sadece papatya, nane, melisa, zencefil çayı tüketebilirsiniz.
  • Trans yağ içeren kızarmış ürünler, fastfood ürünleri vb.
  • Pastörize edilmemiş süt, peynir(köy peyniri ve ham süt)
  • İyi pişirilmemiş veya çiğ  et , tavuk, balık veya hayvansal ürünler
  • Dondurulmuş ürünlerin çözüldükten sonra 2 saatten fazla beklemişse(pizza,hamburger,deniz ürünleri vb.)
  • İyi yıkanmamış sebze ve meyveler
  • Cips
  • Katkılı olabilecek koruyucu madde içeren salam, sosis, sucuk,
  • Katkılı ve koruyucu madde içeren fabrikasyon üretim meyve suları, sakızlar, tatlandırıcılar, boyar madde kullanılmış hazır şeker ve gıdalar

  • Bolca maydanoz yememelisiniz. Az miktarda yemeklerde kullanılabilir. Bu sorun değildir.
  • Sushi, sashimi ve diğer uzak doğu mutfağına ait çiğ balık ve et türleri
  • Haftada 2 kezden fazla balık yememelisiniz.

Gebelik seyahat yapmayı engellemez. Gebelerimizin bebeği zarar görmeden seyahatini rahatça tamamlayabilmesi için bir kaç konuya dikkat etmesi gerekmektedir.

KARA YOLU İLE SEYAHAT

  • Araç seyahatlerinde özellikle 16. haftadan yani 4.aydan sonra emniyet kemerinizi omuz ve kasıklarınızdan geçecek şekilde, göbeğinizi çaprazlamayacak şekilde bağlamalısınız. Nasıl bağlamanız gerektiği konusunda yandaki resimden yardım alabilirsiniz.

  • 3 saatin üzerinde yolculuklarda anne adayı 2-3 satte bir ayağa kalkarak 5 dakika gezinmelidir. Bu sayede oturur durumda yavaşlayan kan dolaşımına faydası olacaktır.


Gebeliğin son haftalarında uzun ve yorucu yolculuk uygun değildir. Zorunlu ise yapılmalıdır.

Gebeliğinizin özellikle 5. ayından sonra yeni teknoloji ile geliştirilen ultrasonografiler ile bebeğinizi gerçeğe yakın biçimde görebilirsiniz. Bu video 27 haftalık bir bebeğimizin 4 boyutlu ultrasonografi kaydıdır.

GEBELİKTE UYUŞMA VE KARINCALANMA ŞİKAYETLERİ

Özellikle gebeliğin son 3 ayında artış gösteren şikayetlere yol açan bir sinir sıkışması sendromudur. Gebeliğin artan ödem ve basısına bağlı olarak ağrı, sızı ve uyuşma-keçeleşme ile kendini göstermektedir.

GEBELERDE UYUŞMA VE KARINCALANMA NEDEN OLUR?

Gebelerimizde özellikle 6.aydan sonra elde uyuşma, ağrı, sızlama ile kendini gösterebilmektedir. Tuzak nöropati olarak adlandırılmaktadır ve median sinir dediğimiz el ayasını ve parmakların hareket ve duyu iletiminden sorumlu bir sinir dalının el bilek kanalından geçerken sıkışması anlamına gelmektedir. Şikayetler daha sıklıkla geceleri oluşmaktadır. Bunun sebebi hareketsiz kalmaya bağlı sinir basısının artması ve ödeminde etkisi ile sıkışmasına bağlı olarak ortaya çıkmaktadır.


Gebeliğin ilerleyen haftalarında rahimin büyümesine bağlı olarak bacaklara giden birçok sinir basıya uğramaktadır. Ayrıca ödem dediğimiz su tutulmasına bağlı olarak bacakların şişmesi sonucu  yine bazı sinirler bası altında kalabilmektedirler. Bu basınç genelde bacaklarda ve el-parmaklarda olmak üzere uyuşma ve karıncalanmaya neden olabilmektedir. Genelde hafif seyretmesine karşın bazı gebeliklerde ciddi sıkıntılara yol açabilmektedir. 
Sevindirici yanı ise doğum sonrası ise bir kaç ay içinde normale dönmesidir.

EN SIK ŞİKAYET NEDİR ? 

Gebenin  en sık karşılaştığı sinir sıkışma sendromu, gece uykudan uyandıran ellerde ve parmaklarda uyuşmadır. Buna bağlı uyku düzensizlikleri görülmektedir. Gece ellerde uyuşma ve kötü bir his ile uyanan gebe elini sallayarak masaj yaparak ve silkeleyerek biraz düzelme olduğunu hisseder. Nadiren ellerde ve parmak uçlarındaki duyu bozulmasından ötürü bardak gibi cisimleri tutma ve yakalamada sorun yaşanabilmektedir.

TEDAVİ İÇİN NE YAPABİLİRİM ?

Ellerde hissedilen uyuşmalara bağlı gelişen bu sinir sıkışması hadisesine karpal tünel sendromu adı verilmektedir ve tedavisinde ilk aşama el bileğini hareketini kısıtlayan atel dediğimiz aparatların kullanılması ile başlamaktadır. Bu atelin görevi sıkışmayı engelleyen en uygun pozisyonu sağlamak ve sinirin kendisini onarması için uygun ortam sağlamaktır. Ayrıca ilaç olarak B12 vitaminini sinir kılıflarını onarmadaki etkisi nedeni ile yüksek dozlarda verebilmekteyiz.  Magnezyum içeren ilaçlarda bir kısım rahatlama sağlamaktadır.

Bir diğer tedavi yöntemi ise el bileğine ve karpal tünel dediğimiz kanala steroid denilen ilacın özel iğneler ile zerk edilmesi uygulamasıdır ve bu yöntemin etkinliğine inanmıyorum ve rutin günlük kullanımda pek başvurulmamaktadır.

Özetle bunu yaşayan hastalarımızın bilmesi gerekenleri özetlersek;

  • Geçici bir durumdur.
  • Doğumdan sonra düzelecek olması sevindiricidir.
  • Sabırlı olmalısınız.
  • Doktorunuzdan uygun tedaviyi dinlemeli önerilerini uygulamalısınız.
  • Özellikle yeşil sebzelerden zengin, dengeli beslenmeli ve fazla kilo almamalısınız.
  • Düzenli yürüyüş yapmalısınız.

Kız ve erkek cinsiyet anne karnında nasıl şekillenir ve oluştuğunu bu videomuzda ayrıntıları ile izleyebilirsiniz.

Videonun ilk bölümünde kız cinsiyetinin oluşumu, sırası ile klitoris, vulva dediğimiz dış dudaklar ve vagina ile başlayacak ve ardından uterus(rahim), yumurtalıklar ve tüplerden oluşan karın içi üreme organlarının gelişimini izleyeceksiniz.

Videonun 2. bölümünde ise erkek bebeğin nasıl şekillendiğini görebilirsiniz. Penis oluşumunu takiben testis ve skrotumların gelişimini izleyebilirsiniz.

 

Haritada yerimizi görün  -  Gebe&Bebe Klinik

Kimler Online

5 ziyaretçi ve 0 üye çevrimiçi

DOKTORA SOR

1000 sola karakterler
Sorularınızı çekinmeden sorabilirsiniz