Takip et!
Cumartesi, Şubat 22, 2020

Laporoskopi Infertilite-Laparoscopy

Laparokopik Histerektomi

Endoskopik ameliyatların jinekolojide geldiği noktalardan biriside tamamı ile kapalı(laparoskopik) rahim alınma operasyonudur. Bu yöntem son yıllarda gelişen teknoloji ile daha sık kullanılır hale gelmiş ve hastalarımız kesi ve dikiş olmadan, kısa hastanede kalış süresi, daha az ağrı ve ameliyat sonrası daha iyi toparlanma olanağı bulmalarını sağlamıştır.

Laparoskopik rahim alınma ameliyatları teknik olarak 2 tiptir.

  1. Laparoskopik Assiste Vaginal Histerektomi(LAVH)
  2. Total Laparoskopik Histerektomi (Tamamı ile kapalı yöntem)

olmak üzere 2 prosedür olarak uygulamaktayız. Bu 2 yöntemde amaç karına kesi uygulamadan kapalı operasyon tekniği ile rahmin alınmasını sağlamaktır. Laparoskopik assiste vaginal histerektomide operasyona belirli bir aşamadan sonra vaginal yoldan devam edilir iken total laparoskopk histerektomide operasyonun tamamı laparoskopik olarak başlanıp laparoskopik olarak bitirilmektedir. Gerekli dikişlerde yine laparoskopik olarak uygulanmaktadır. İleri laparoskopik deneyim gerektiren bu prosedür belirli merkezlerde uygulanabilmektedir. Bizde hastanemizde bu prosedürleri başarılı bir şekilde uygulamaktayız.


Rahim sarkması nedeni ile rahim alınması operasyonunu tercihen vaginal yolla laparoskopik assiste veya sadece vaginal operasyon ile yapılmakta iken, sarkma problemi olmayan fakat başka nedenlerden dolayı(kist, myom, kanama) ameliyat olması ve rahiminin alınması gereken olgularda total laparoskopik histerektomi operasyonunu tercih etmekteyiz. Laparoskopik ameliyatlar sağladığı avantajlar nedeni ile günümüz tıbbında altın standart haline gelmiştir. Bu sayede hastalarımız 1 kaç gün içerisinde normal hayatlarına dönebilmektedirler.

KADINDA AİT KISIRLIK NEDENLERİ VE TEDAVİSİ


Kadına ait kısırlık nedenleri genel olarak 100 kısırlık sorunu yaşayan çiftten 40’ında görülmektedir. Buna neden olan kadınsal hastalıkları 3 sınıfta toplayabiliriz.


I.     YUMURTLAMA BOZUKLUKLARI
II.    TÜPLERE AİT HASTALIKLAR
III.    ENDOMETRİOSİS
IV.    DİĞER NEDENLER 


I.    YUMURTLAMA BOZUKLUKLARI: 
Yumurtlama bozukluklarını 3 grup ta inceleyebiliriz. 

• Hipogonadotropik Hipogonadism dediğimiz ilk grupta beyinden salgılanan hormonların üretiminde ve salgılanmasındaki defekt nedeni ile adet görmeme ve dolayısı ile gebe kalamamaya yol açan nadir görülen bir hastalıkdır. Bu eksik üretilen beyin hormonları özel üretilmiş ilaçlar ile vücuda iğne olarak verilmekte ve kişinin çocuk sahibi olması sağlanmaktadır. Bu hastalarda öncesinde prolaktin dediğimiz hormon kontrolü ile tedaviye başlanır ve tedavisinde son derece başarılı olunmaktadır. 

• Hipergonadotropik Hipogonadism ise yumurtalığın kapasitesinin azalması ve yumurta üretim yeteneğinin yok olması anlamına gelmektedir. Beyinden salgılanan kontrol edici hormonlar normal fakat yumurtalık cevabı yetersizdir. Bu hastalığa erken menopozda denilmektedir. Çözümü ve tedavisi zor ve gebeliğe kavuşma konusunda hastalarımızı en çok uğraştıran bozuklukdur ve günümüzde halen etkin bir tedavisi yoktur. Bu hastalarımıza bazen yumurta nakli önerebilmekteyiz. 

•  Normogonadotropik normogonadizm yani bilinen adı ile Polikistik Over Sendromu(PCOS veya PKOS)....Kadınlarda en sık rastlanan hormon bozukluğu olarak karşımıza çıkmaktadır. Nedeni ve ortaya çıkışı genetik olup ailesel geçişi konusunda kanıtlar bulunmaktadır. Hastalık yumurtalıklarda olması gerekenden çok daha fazla antral follikül ile buna bağlı yumurtlama bozukluğu ve kısırlık ile kendini göstermektedir. Çok sayıdaki antral folliküllerden salgılanan östrojenler periferik yağ dokusunda erkeklik hormonu olan testosterona dönerek akne, erkek tipi kilo alma(bel ve göbek bölgesinden), erkek tipi tüylenme artışı ve adet düzensizlikleri ile kendini göstermektedir. 

Hastalık genç kuşağı etkilemektedir. İlk adet görülen yıllardan başlamak üzere gençlik yılları boyunca düzensiz gelmeyen adetler, tüylenme artışı, saç dökülmesi, kilo alımı ve diyet yapmasına rağmen kilo verememe, akne dediğimiz sivilcelenme artışı ile kendini belli eder. Etkin ve tam bir tedavisi yoktur. Tedavide anafikir “düzenli adet görmek” olmalıdır. Bu ilaçla veya ilaçsız dönemde kişinin adetinin düzenli olması gerektiği bilinmelidir. Çünkü hastalığın zemininde hormon arkı bozukluğu yatmaktadır. Beyindeki hormonların yumurtalığı kontrol etmekte zorlandığı izlenmektedir. Tedavide bozulan bu hormon arkını baskılayıcı ve düzeltici tedaviler uygulamaktayız. Adı basit ama davranışı ve bulguları ile son derece karmaşık bir patofizyolojiye yani anormal hormon davranışına sahiptir.  Altta yatan hormonal bozukluk düzeltildiğinde kişi düzenli adet görecek, kiloda azalma ve diyet ile daha kolay kilo verme izlenecek, saç dökülmesi ve aknelerde iyileşmeler görülecek fakat tedaviyi bıraktıktan bir süre sonra bunlar hastalığın şiddetine göre tekrar ortaya çıkabilecektir. Çünkü hastalığın tam anlamıyla çözümü yoktur. Tıpkı saçını boyayan bir kadının bir kaç ay sonra kendi orjinal saç renginin tekrar çıkması gibi yumurtalıklarda tedavi bırakıldıktan sonra eski hormon arkına tekrar dönebilmektedir. Bu nedenle düzenli adet PKOS da en önemli iyilik hali belirtisidir.

Polikistik overde gördüğümüz kilo artışı androjen dediğmiz erkeklik hormonlarının yüksek seyretmesinden dolayı erkek tipi olarak karşımıza çıkmaktadır. Yani göbekden kilo alınırken kalça ve bacaklar nispeten daha az kilo almaktadır. Hormon bozukluğu yaşamayan bir kadın da ise kilo artışı tipik olarak kalça ve bacaklarda görülür ve göbek çevresindse kalınlaşma nispeten daha azdır. Üstelik bu hastalarımız uygun diyetler ile kilo verebilirken, polikistik over nedeni ile kilo alana hastalarımız kilo vermesi daha zor ve dirençli olmaktadır.


Polikistik over sendromunda ek olarak hastalığın şiddetine göre tüylenmede artış, akne, ciltte kuruma ve döküntüler gibi ek şikayetlerdir. Bu bozukluğun altında erkeklik hormonlarının aşırı üretiminden kaynaklanmaktadır ve tedavisinde erkeklik hormonu üretimini baskılayıcı ilaçlar kullanılmaktadır.

Polikistik over sendromunun en önemli ve sık karşımıza çıkan bulgusu ise yumurtlamanın az veya hiç olmaması nedeni ile yaşanan adet görmeme problemidir. Bu sorun beraberinde hamile kalmayıda zorlaştırır. Tedavisinde çocuk istenmiyor ise doğum kontrol hapları eğer çocuk isteği var ise yumurtlamayı düzenleyici özel ilaçlar vermekteyiz. 

Polikistik over sendromlu kadınlar bazı hastalıklar açısından ilerleyen yaşlarda risk altına girmektedir. Kalp hastalıkları ve özellikle tedavi almayan düzensiz adet gören kadınlarda daha sık karşılaştığımız rahim kanseri ve meme kanseri görülme sıklığında artış saptanmıştır.  Kilo kontrolü kötü olan polikistik overli hastalarda ise şeker hastalığı ve hiperlipidemi yönünden risk altına girmektedirler. Bu durum kalp hastalıkları ve şeker hastalığının uzun süreli diğer risklerinide artırmaktadır. Bu riskler arasında kalp krizi, diabetik nöropati – nefropati dediğimiz böbrek ve sinir sistemi yan etkileri olarak sıralayabiliriz. Ayrıca gebe kalındığında preeklampsi dediğimiz tansiyon yüksekliği açısından artmış risk söz konusudur. 

Polikistik over sendromunun istenmeyen bu komplikasyonlarını mimimuma indirmek için yapılması gerekenler :
•    Düzenli adet görmek, eğer bozuk ise tedavi almak
•    Kilo artışına engel olmak uygun tedaviler ve dietler uygulamak
•    Sağlıklı beslenmek

Şu unutulmamalıdır ki şikayetlerini dikkate almayan, yıllarca adeti bozuk seyreden hormon bozukluğu şiddetli olan kişilerde istenmeyen bu yan etkilerin görülme olasılığı fazladır. Oysa genel olarak kilosu iyi, adetleri genelde düzenli bir polikistik over sendromlu hastanın bu sonuçlarla karşılaşması düşük ihtimaldir.

II.    TÜPLERE AİT HASTALIKLAR : 

Kadınsal organlar arasında en hassas ve en çabuk zarar gören organ tüplerdir. Kadından kaynaklanan kısırlığın en önde gelen nedenlerinden birisidir. Tüplerin hasarlanması sonucu ortaya çıkar. Tüpler fonksiyonlarını yerine getiremez ve gebelik oluşturmak için görevini yapamaz ve kişi kısırlık sorunu yaşar. Bunun en sık sebebi ise genital enfeksiyonlar ve endometriosisdir. 

Enfeksiyonların büyük kısmından cinsel temasla bulaşan mikrobik ajanlar suçludur. Özellikle gonore(bel soğukluğu) ve clamidya olarak adlandırdığımız mikroorganşzmalar saptanmaktadır. Bunun yanında tüberküloz, endometriosis, silia ve mukus salgı bozukluğu ile giden kartegener sendromundada tüpler hasar almakta ve fonksiyonlarını yerine getirememektedir. 

Eskiden geçirilmiş ameliyatlarda tüplerde yapışıklığa ve yumurtalık ile olan ilişkisini bozabilmektedir. Enfeksiyonlarda genelde tüpün yumurtalığa yakın ampulla ve fimbria dediğimiz uç kısmı hasarlanmaktadır. yol açabilmektedir. 

Hidrosalpenks tüpün fonksiyonunu enfeksiyon veya diğer nedenlere bağlı olarak kaybetmesi durumunda içerisinde sıvı toplanarak şişmesi halidir. Tüpler bu durumda görev yapması ve gebeliği oluşturması oldukça zorlaşmaktadır ve tüpler çalışmadığı için tüpbebek yapılması durumunda ise içerdiği kötü sıvı nedeni ile tüpbebek başarısını azaltmaktadır. Bu durumda çözüm operasyon ile tüplerin alınması olacaktır.

Tüplerin fonksiyonunu veya hidrosalpenks olup olmadığı HSG(Histerosalpingografi) veya laparoskopi ile saptanmaktadır. Tüplerin tıkalı olduğu saptandığında çözüm genellikle tüpbebektir. Ancak hangi noktadan tıkanık olduğu önemlidir. Çünkü hem HSG hemde laparoskopi sırasında tüpün rahime yakın kısmında saptanan tıkanıklıkların altında bazen geçici  durumlar yatabilmektedir. Bu durum proksimal tubal okluzyon denir ve spazm’a bağlıdır. Çoğu zaman yanlış tanı konulmasına ve kişinin gereksiz yere tüpbebek tedavisi yaptırmasına neden olmaktadır. 

Hasarlı olan tüpler mikro cerrahi düzeltilebilmektedir. Sadece enfeksiyona bağlı olarak tüpün uç kısımlarında hasar mevcut ise bu durum mikrocerrahi ile düzeltilememektedir.  Laparoskopide tüpler açılmaya çalışılmaktadır. Eğer açılamıyorsa hidrosalpenks varlığıda mevcut ise tüpler tamamen alınmalıdır. Çünkü hidrosalpenks varlığı tüpbebek tedavisinde gebelik başarısını azaltmaktadır. Bu durumda uygun tedavi operasyon sonrası yine tüpbebek tedavisi olacaktır.

III. ENDOMETRİOSİS:


Endometriosis  kısaca rahim zarının rahim dışı organlara yerleşmesi demektir. En sık periton dediğimiz karın zarı, yumurtalıklar(çukulata kisti) tüpler ve barsaklara yerleştiği gibi diğer karın içi ve karın dışı organların bir çoğunu tutabilmektedir. Halk arasında çukulata kisti diye adlandırılan ve yumurtalıklara yerleşen bu kistlere endometrioma denilmektedir. İsmi kist içeriğinin gerçekten akışkan çukulataya benzemesiden ötürü gelmektedir. 
Endometriozis ilerleyici ve şiddetini artıran bir hastalıktır ve kesin tanısı ancak laparoskopi ile anlaşılır. Genellikle ağrı, kist ve kısırlık sorunu ile şüphelenilmektedir.
Endometrioma dediğimiz yumurtalık endometriosisi bazen kısırlık sorununa yol açabilmektedir. Endometrioma saptandığı zaman bazı kliniklerde derhal cerrahi ile alınması önerilmektedir. Bu kimi zaman kapalı operasyon yani laparoskopik, kimi zamanda açık operasyon olarak önerilebilmektedir. Güncel bilgiler ışığında bu çok uygun bir yaklaşım değildir. Yani her çukulata kisti = operasyon denkleminin doğru olmadığı yapılan bilimsel çalışmalar ile kanıtlanmıştır. Çünkü gereksiz yapılan endometrioma operasyonu, yumurtalığa zarar vermekte, kapasitesini azaltmakta ve fertilite koruyucu cerrahi prosedürleri uygulanmıyorsa kişinin çocuk sahibi olmasını güçleştirmektedir. Bu nedenle eğer çukulata kistiniz var ise ve kısırlık sorunu yaşıyor iseniz veya ilerde gebelik planınız var ise operasyon gerekip gerekmediğini infertilite hekiminin karar vermesi uygun olacaktır. Böylece gereksiz operasyon geçirmemiş olacaksınız. Genel olarak söylemek gerekir ise 5cm ve altı endometriomalar takip edilmeli, operasyon için hemen karar verilmemeli, eğer operasyon gerekecek ise bu laparoskopik yöntemle yapılmalı ve minimal invaziv cerrahi prosedürleri uygulanmalıdır.
Karın zarı dediğimiz periton üzerinde endometriosis odakları olabilmektedir. Hafif-orta-şiddetli tutulum olabilmektedir. Tanı ve tedavisi laparoskopi ile yapılmaktadır. Peritoneal endometriosisin doğurganlığı nasıl etkilediği konusunda çalışmalar yapılmış ve varlığının buzdağının görünen kısmı olduğu ve endometriosisin kadın genital sistemini mikroçevre hasarı ile göründüğünden daha ağır etkilediği saptanmıştır.
Tüm bu hipotezler ve kanıtlar ışığında endometriosis kısırlığa yol açmaz fakat kısırlık sorunu yaşayanlarda daha sıklıkla karşımıza çıkmaktadır diyebiliriz. Tedavisi ise tutulumun yerine, şiddetine, kısırlık süresine, hastanın yaşına bağlı olarak planlanmalıdır.


IV. DİĞER NEDENLER :


Doğuştan bazı anomaliler ve hastalıklar kısırlık nedeni olabilmektedir. 
•    Myomlar
•    Rahim anomalileri
•    Psikolojik nedenler(vaginismus veya cinsel fonksiyon bozuklukları)
Bu hastalıklarda sebebe yönelik tedavi uygulanmaktadır.

HİSTEROSKOPİ :

Son yıllarda teknolojideki ilerlemeler sayesinde rahim içini canlı göz ile görme avantajı sağlayan histeroskopi dediğimiz cihaz ile kadınsal bazı hastalıklar etkin bir biçimde tedavi edilmektedir. Tecrübe ve özel enstrümantasyon gereken bu teknik günümüzde infertilite kliniklerinin vazgeçilmez bir tanı yöntemi olmuş durumdadır.

Histeroskopi uygulanması hem doktor ofisinde hemde müdahele veya ameliyathane şartlarında mümkündür. Lokal anestezi veya genel anestezi altında yapılabilmektedir. Ağrısı az, operasyon sonrası kısa zamanda normale dönülen ve hastaneden taburcu edilebilen, sağladığı tedavi avantajı ve hastanın rahim içi hakkında bilgi sahibi olunabilmesi nedeni ile tercih edilen bir yöntem olmuştur.


Operasyon Tekniği ve uygulama :


1.Tanı amaçlı Histeroskopi :
Tanı koymak amaçlandığında kullanılmaktadır. Neden şikayet yaratıyor veya neden kanama oluyor veyahut neden çocuk sahibi olamıyor sorularını araştırmak yanıtlar bulmak için uygulamaktayız. Anormal bir durum var ise tanısal histeroskopi sonlandırılıp aynı seansta operatif histeroskopi dediğimiz girişimsel yönteme geçilmektedir.

Histeroskopi gerektiğinde başka girişimler ile beraber yapılabilmektedir. Bu tedavi şansını artırmaktadır. Örneğin küretaj işlemi sırasında var ise polip, yapışıklık gibi hastalıkların düzeltilip düzeltilmediğine aynı anda bakılmasına olanak sağlamaktadır. Llaparoskopi ile aynı anda kullanılarak kişinin bebek sahibi olamama nedenini tam olarak anlamamıza yardım etmektedir.

Ameliyathanede veya muayene odasında lokal veya genel anestezi ile yaklaşık 15-30 dakika süren bir operasyondur.  Vagina yolu ile sırası ile rahim ağzı, rahim kanalı ve rahim içi izlenir ve tedavi veya girişim gerekir ise o anda yapılmaktadır.

Hangi hastalıklarda uyguluyoruz ;

Kanama Fazlalığı :
Beklenilen adet kanamasının fazla olması durumunda sebebi araştırmak ve tedavi etmek amacı ile histeroskopi uygulanabilmektedir. Bu sayede biopside alınabilmektedir.
Kısırlık :
Histeroskopi çocuk isteyen ve sorun yaşayan bir anne adayının neden gebe kalamıyor sorusuna cevap bulmak için son derece faydalı bilgiler vermektedir. Var ise rahim problemleri tanınıp sebebine yönelik tedavi edilerek sorun düzeltilmekte ve gebelik şansının artmasını sağlamaktadır.  Bu sorun yapışıklık, rahim içi zar(septum), polip veya myom olabilmekte ve histeroskopi ile tam tedavi şansı bulunmaktadır.
Spiralin çıkarılması :
Rahim içi araç (RIA) dediğimiz, bildiğiniz adı ile spiraller bazen çıkarılamayabilir. Histeroskopi ile çıkarılamayan, rahim kasları içinde kaybolmuş spiraller kolaylıkla çıkarılabilmektedir.
Ashermann sendromu (Rahim içi yapışıklıklar) :
Müdahale veya operasyonlardan sonra rahim içinde yapışıklıklar olabilmektedir. Tıpta bu duruma Asherman Sendromu denir. Bu hastalığın tedavisinde histeroskopi çok üstün bir rolü vardır. Yapışıklıklar açılarak normal bir rahim tekrar oluşturulur ve gebe kalması veya düzenli adet görmesi sağlanmış olmaktadır.
Tekrarlayan Düşükler : Hamile kalmakta sorunu olmayan bir kadın ardısıra düşükler yapabilmektedir. Histeroskopi ilk 3 ay içinde çok kere düşük yapan bir kadının, gebeliklerinin düşük sebebini aydınlatmak için ciddi faydalar sağlamaktadır.
Polip ve myomlar :
Rahim içine büyümüş bir myomu çıkarmak için en uygun yaklaşım histeroskopidir. Yine rahim içinde büyüyen bir polibin etkin tedavisini histeroskopi ile yapmaktayız. Bu sayede hem lezyonu çıkarıp hemde patolojik inceleme ile iyi huylu-kötü huylu ayrımı yapılabilmektedir.

2.Tedavi amaçlı - Operatif Histeroskopi :

Operatif histeroksopi tanısı koyulan sorunu tedavi etmek için uyguladığımız operasyon tekniğidir. Histeroskopi ile veya rahim filmi ve ultrasonografi ile tanısı koyulan hastalığı tedavi etmek amaçlı yapılmaktadır. Bu hastalıkları şöyle özetler isek :
•    Polipler
•    Rahim içine büyüyen myomlar
•    Septum dediğimiz rahim içini 2 küçük bölüm haline getiren zarlar
•    Rahim içi yapışıklıklar
•    Rahim içine tedaviye cevap vermeyen kanama fazlalığı nedeni ile ablasyon uygulanması(yakılması)

Bu hastalıklar operatif histeroskopi ile etkin biçimde düzeltilebilmektedir.

Operasyona hazırlık ve operasyon :

Histeroskopi rahim içinin daha iyi görüntülenmesi amacı ile adet bitimini takiben uygulanmaktadır. Operasyon ortalama 30 dk kadar sürecektir. 
Yapmanız gerekenler :

•    Operasyon öncesi tetkiklerinizi yaptırınız
•    Operasyon günü aç ve susuz olarak hastaneye gelmelisiniz
•    Doktorunuz bazı hastalarda rahim ağzını operasyonda açabilmek için öncesinde sabah kullanmanız için vajinal bir tablet verebilir Bunu operasyondan 2-3 saat önce vajinaya yerleştiriniz.
•    Operasyon sonrası idrara sık çıkma, kanama ve hafif ağrınız olabilir. Telaşlanmayınız.

Anestezi için 3 seçenek vardır :

•    Lokal anestezi
•    Epidural veya spinal anestezi
•    Genel anestezi

Anestezi tekniğinin seçimini hekiminizin tercihine göre değişebilir ama acı hissetmemeniz ve rahat olmanız için genellikle kısa ve hafif bir genel anesteziyi daha çok tercih ediyoruz.

Daha ileri düzey tedaviler için bazı hastalıklarda rahimin dışınıda görmek gerekebilir ve bu durumda aynı anda laparoskopi uygulanabilmektedir. Laparoskopi ise karnın özel trokarlar ile içeri gaz verilerek bir çadır gibi şişirilmesi ve ışıklı bir kamera ile görüntüleme prensibine dayanmaktadır.

Operasyon sonrası :
Operasyon bitimini takiben yatağınıza alınıp biraz takip edildikten sonra aynı gün evinize gidebileceksiniz. Histeroskopi ile beraber laparoskopi de uygulandı ise belki 1 gece kalmanız gerekebilir. Laparoskopiye bağlı olarak diafram kasınızda ve omuzlarınızda bıçak batar gibi ağrılar olabilir. Bunun sebebi içeri verilen gazın yarattığı sinir basısıdır ve 1 kaç gün içinde geçecektir. Ağrı kesici alabilirsiniz. İlk 1 hafta kendinizi halsiz hissedebilir, bayılabilir, mide bulantınız olabilir. Ayrıca az miktarda vaginal kanamanız olabilir. Aşağıdaki anormal durumlardan birisi olur ise doktorunuzu arayınız :

•    Ateş
•    Şiddetli karın ağrısı
•    Şiddetli vaginal kanama

Özetleyecek olursam histeroskopi tanı koymada ve saptanan sorunu tedavi etmedeki üstünlüğü, kolay uygulanabilir olması ve operasyon sonrası hastanın çabuk toparlanması nedeni ile tercih ettiğimiz, yan etkisi düşük, güvenli bir tıbbi girişimdir. Özellikle infertilite alanında sağladığı tedavi konusunda bize büyük destek oluşturmaktadır.

Devamını oku

ERKEK KISIRLIĞI - SEBEPLERİ VE TEDAVİSİ

Kısırlık sorunu yaşayan çiftlerin %40 sebebi erkeğe bağlı sorunlardan kaynaklanmaktadır. Bu nedenleri sıralamak gerekirse;

  1. OLİGOASTENOTERATOSPERMİ (OAT) : Doğumsal veya sonradan geçirilen hastalıklara bağlı olarak sperm hareketlilik, sayı ve kalitesinde yetersizliği ifade etmektedir. 
  2. VARİKOSEL : Testisi besleyen damar ağında varis ve dolaşım yetmezliği  benzeri genişlemeler olarak karşımıza çıkmaktadır. 
  3. AZOSPERMİ : Menide sperm görülememesidir. Doğuştan veya hastalık ve kaza sonrası gelişmiş olabilir.   

 

OAT sperm sayı ve hareket olarak azlığının yanında iyi kalitede ve genetik olarak sağlıklı sayılan sperm sayısınında azlığını ifade etmektedir. Bu durumda yetersiz hareket ve sayı yetersizliği döllenmeye engel olmakta ve gebelik oluşamamaktadır. OAT saptanan  bir erkeğin tedavisinde bir çok ilaç önerilebilmektedir. Bu tedaviler özellikle infertilite hekimleri dışında önerilmektedir. Bu amaçla klomifen sitrat, androjenler(testosteron), antioksidanlar (E ve C vitaminleri), steroidler ve sperm esnekliğini ve hareketini iyileştirdiğine inanılan bazı ilaçlar(Pentoksifilin, Kallikrein) benzeri ilaçlar verilmektedir. Ancak bu tedavilerinin hiç birinin bilimsel olarak kanıtlanmış faydaları yoktur. Bizler tarafından önerilen tedaviler değillerdir.

 

Sperm üretimini ve sayısını iyileştirici, hareketliliğini artırıcı olan, ayrıca bu tedavinin gebelik oranlarını anlamlı biçimde artıran kabul görmüş bir tedavi seçeneği yoktur. Bu amaçla sperm mikroçevresini iyileştirdiğine inandığımız, bu sayede gebelik şansını biraz artıran bazı yaklaşımlar ve ilaçlar önerilebilir. Öncelikle yaşam tarzı değişikliği gereklidir. Sigara içiyorsa bırakılmalı, geniş ve rahat iç çamaşırı ve pantolonlar giyilmeli, çok sıcak duş alınmamalı, düzenli beslenilmeli ve dengeli iyi bir yaşam sağlanmalıdır. Bu şekilde iyileştirmelere ek E vitaminin antioksidan etkisi ile sperm kalitesi artırılabilir. Ancak unutulmamalıdır ki bu önerilerin hepsine bugün başlanırsa spermin üretim süresinden dolayı iyi kalitede sperm 120 gün sonra çıkacaktır.

Kanıtlanmış tedavi seçenekleri sunmak gereklidir ve erkeğe bağlı kısırlık tedavilerinde maalesef ki erkeği tedavi etmek günümüz tıbbı dahilinde mümkün değildir. Tedavi mevcut üretilmiş spermi en uygun yöntemle birleştirmek olmalıdır. Yani sperm sayı ve hareketliliğine göre ;

•    Aşılama – IUI
•    IVF(Klasik tüpbebek) 
•    ICSI(Mikroenjeksiyon
•    TESE veya Mikro TESE ile ICSI tedavilerinden uygun olan seçilmelidir. 

Sağlıklı bir erkek 1 boşalma ile 20 ile 60 milyon arasında hareketli sperm verir. Eğer sayı 10 ile 20 milyon arasında ise aşılama, 5-10 milyon arasında ise kadın eş genç ise aşılama denenebilir veya direkt mikroenjeksiyon yapılmalıdır. 5 milyon altında hareketli sperm sayısı var ise doğru tedavi direkt mikroenjeksiyondur.  

Aşılama tedavileri ile uygun ilaçlar kullanılması halinde %15-20 gebelik oranı mevcuttur. Uygun aşılama sayısı 3’dür. Bu tedavi ile gebe kalamaz ise 4.aşılama yapmak yerine tüpbebek veya mikroenjeksiyon yapılmalıdır. Erkek kısırlığında mikroenjeksiyonun başarısı genç kuşakta %60-70’ler civarındadır. Ancak tedavi süreci sabır ve meşakkat gerektirmektedir. 

Azospermik olgularda sperm araştırmak için TESE dediğimiz yöntem ile testislerden alınan biopsilerde mikroskop altında sperm aranmaktadır. Ancak %30-45 arasında biopsilerde sperm bulunamamaktadır. Bu duruma günümüz tıbbı ile çözüm henüz yoktur. Yani başka bir deyişle testis biopsisinde sperm bulunur ise bu spermler ile mikroenjeksiyon yapılıp gebelik sağlanabilmekte iken sperm bulunamaması durumunda yapılacak bir şey maalesef yoktur. Gebe kalmak olanaksızdır. Ancak çalışmalar büyük bir hızla devam etmekte ve sperm kök hücrelerinden laboratuar şartlarında sperm üretilmeye çalışılmaktadır. Ön veriler umut vermektedir. Üreme tıbbının bu konuyu yakın gelecekte çözeceğini ve bu hastalarımızında gebe kalabilmelerinin mümkün olacağını düşünüyorum.

Varikosel sağlıklı genç kuşakta %20-25, kısırlık sorunu yaşayan erkekde %35 civarı saptanmaktadır. Kısırlık ile ilişkisi kesin olarak doğrulanmamasına rağmen ülkemizde kısırlığın nedeni olarak gösterilip bir çok merkezde erkek hasta ameliyat edilmektedir. Bunun çok gerekli bir operasyon olmadığı bilimsel olarak kanıtlanmıştır. Ancak çocuk sorununun önemli olduğu ülkemizde, bir kaç aylık evli çift doktora başvurduğunda ameliyat edilmektedir ve hasta zaten yeni evli olduğu için 1 yıl içinde operasyon sonrası kendiliğinden gebe kalmakta ve bu gebeliğin sanki varikosel ameliyatının başarısıymış gibi gösterilmektedir. Bu yanlış ve kanıta dayalı olmayan yaklaşım yerine varikosel saptandığında bu hastalık kısırlık ile birleştirmemeli, tedavi olarakda etkinliği kanıtlanmış olan diğer tedaviler uygulanmalıdır. Çünkü kısırlık nedeni ile yapılan varikosel ameliyatlarının faydası saptanamamıştır. Eğer ağrı ve sızlama şikayetleri fazla ise, plexus panfiniformisestis damarları aşırı genişlemiş ise o zaman varikosel operasyonu düşünülebilir.

OFİS HİSTEROSKOPİ :

Son yıllarda teknolojideki ilerlemeler sayesinde rahim içini canlı göz ile görme avantajı sağlayan histeroskopi dediğimiz cihaz ile kadınsal bazı hastalıklar etkin bir biçimde tedavi edilmektedir. Tecrübe ve özel enstrümantasyon gereken bu teknik günümüzde infertilite kliniklerinin vazgeçilmez bir tanı yöntemi olmuş durumdadır.

Histeroskopi uygulanması hem doktor ofisinde hemde müdahele veya ameliyathane şartlarında mümkündür. Lokal anestezi veya genel anestezi altında yapılabilmektedir. Ağrısı az, operasyon sonrası kısa zamanda normale dönülen ve hastaneden taburcu edilebilen, sağladığı tedavi avantajı ve hastanın rahim içi hakkında bilgi sahibi olunabilmesi nedeni ile tercih edilen bir yöntem olmuştur.Ofis histeroskopi ise mevcut kullandığımız histeroskopiye avantajları bulunmaktadır. Operatif histeroskopide kanül çapı dediğimiz cihazın kalınlığının yaklaşık yarısı veya 3 kat daha küçük ve incesini kullanmaktayız. Bu bize ne avantaj sağlıyor :

  • Daha kolay uygulanabilirlik

  • Daha az ağrı

  • Daha çabuk ve hızlı normale dönme

 

Anestezi gerektirmeyecek kadar tolere edilebilir bir yöntem olması ile office yani mini-histeroskopi endoskopinin gelişen yüzü olmaya devam etmektedir.

Özetleyecek olursam histeroskopi tanı koymada ve saptanan sorunu tedavi etmedeki üstünlüğü, kolay uygulanabilir olması ve operasyon sonrası hastanın çabuk toparlanması nedeni ile tercih ettiğimiz, yan etkisi düşük, güvenli bir tıbbi girişimdir. Özellikle infertilite alanında sağladığı tedavi konusunda bize büyük destek oluşturmaktadır.

KISIRLIK NEDİR ?


Düzenli ve korunmadan cinsel ilişkiye rağmen 12 ay içinde gebelik sağlanamaması durumu kısırlık olarak tanımlanmaktadır. Bu 1 yıllık süre 35 yaş üzerindeki kadın için geçerli değildir. İleri kadın yaşı olarak değerlendirdiğimiz bu durumda çiftlerin tedavisiz, evde gebelik için düzenli cinsel ilişkide bulunma süresini 6 ay olarak öngörmekteyiz. Başka bir deyişle 35 yaş üzerinde gebelik isteyen bir kadın 6 ayda gebe kalamıyor ise vakit kaybedilmeden uygun ve etkinliği kanıtlanmış tanı ve tedavilere başlanmalıdır. 

İdeal cinsel ilişki sayısı haftada 2-3 kezdir. Düzenli cinsel ilişkisi olan bir çiftin gebe kalabilmek için gün saymasına ve hesaplamasına gerek yoktur. Ancak haftada 1 kez veya daha seyrek cinsel ilişki kuran bir çiftin gebelik sağlamak için adetin 12. 14. 16. ve 18. günlerinde cinsel ilişkide bulunması gerekmetedir.

KISIRLIĞIN ARAŞTIRILMASI

1 yıl sonunda gebelik oluşmaz ise testlere başlanmalıdır. İlk test kadının jinekolojik muayene ve ultrasonografide değerlendirilip kan hormon düzeylerinin kontrolüdür. Bunun için ideal gün adetin 2. veya 3. günleridir. 

Erkeğe yapılması gereken test semen analizidir ve sonuç anormal ise en az 3er gün ara ile 3 kez  tekrarlanmalıdır. Semen analizi normal ise erkekte sorun yoktur. Semen analizi normal olan bir erkeğin muayenesine gerek yoktur. Normal semen analizi ile beraber olan testis damarlarının genişlemesi yani varikoselin kısırlığa olumsuz etkisinin olmadığı kanıtlanmıştır.  

Yumurtlamanın takibi amacı ile 21.gün progesteron ölçümü ve LH ölçümü yapılmaktadır. Ancak bu testlerin faydası tartışmalıdır. 

Kadında en önemli testlerinden biri yumurtalık kapasitesinin yani rezervinin saptanmasıdır. Bunun için adet döneminde ultrason yapılarak yumurtalıklardaki antral foliküller (içinde yumurta barındıran öncü hücreler) sayılır. Her 2 yumurtalıkta toplam 6 taneden az primordial folikül varsa yumurtalık kapasitesi azalmış demektir. Kadınlarda yumurtalık kapasitesi 35 yaş sonrası azalmaya başlar ve 41-42 yaşından sonra kadının çocuk sahibi olabilmesi oldukça zorlaşır. Bazen yumurtalık kapasitesi daha erken azalır. özellikle ailesinde erken menopoz olan kadınlarda, daha önce yumurtalık cerrahisi geçirmiş kadınlarda yumurtalık kapasitesine dikkat edilmelidir. 

Tüm tetkikleri  normal olan çiftlerde kadının tüplerinin açık olup olmadığı araştırılmalıdır. Bunun için ilaçlı rahim filmi (HSG-histerosalpingografi) veya laparoskopi yapılması gerekebilir. HSG basit ve çoğu zaman ağrısız bir işlem olmasına rağmen teknik olarak ilacın hızlı ve basınçlı verilmesine bağlı rahimde kramplar yapabilir. HSG ve laparoskopi ile tüpler değerlendirilir ve rahim içi değerlendirilir ve açık olup olmadığı ve kapalı ise hangi seviyede kapalı oldukları anlaşılır. Bazen tüpler kontrol edilir iken açık olmasına rağmen tüp ve rahim birleşim yerindeki kaslar istemsiz kasılarak kapalıymış gibi izlenim verebilmektedir. Bu duruma dikkat edilmelidir. HSG ile karın içindeki yapışıklıkları görmek güçtür. HSG tüplerin açık olup olmadıkları hakkında bilgi verdiği halde fonksiyonu hakkında bilgi vermez. Bu noktada laparoskopi ön plana çıkmaktadır. Çünkü laparoskopi ile tüpler ve rahim içi hakkında daha net bilgi sağlanabilmektedir. Tüplerin sadece açıkmı kapalımı olduğu sorusuna değil, fonksiyonu, anatomisi, yapışıklığı olup olmadığı konusunda bilgi vermektedir.

Geçmiş yıllarda kısırlık araştırmalarında kullanılan ve günümüzde terkedilmiş olan  postkoital test gibi yöntemler(ilişkiden sonra rahim ağzındaki sıvıda spermlerin varlığının araştırılması) ve önemi tam olarak kanıtlanmamış immunolojik(antisperm antikorları) testleri de vardır.

Kısırlığın tanı ve tedavisinin infertilite ağırlıklı çalışan kadın hast. ve doğum hekimleri tarafından  araştırılması hasta yararınadır. Bu sayede gereksiz ve etkinliği kanıtlanmamış tanı ve tedavilerden ziyade etkinliği bilimsel olarak kabul görmüş doğru tanı ve tedaviler almış olacaklardır. Gereksiz testlerin yapılması hem vakit hem de para kaybına yol açacak ve belkide çok değerli olan gebe kalabilme yıllarını kaybetmiş olacaklardır.

Bir kadının gebe kalabilmek için yumurtalık kapasitesinin azalması olarak tanımlanan azalmış yumurtalık rezervi hastalığı son yıllarda kısırlık alanındaki büyük gelişmelere ve buluşlara rağmen bilimin henüz tam olarak iyileştiremediği önemli bir kısırlık sorunudur. Bunu yaşayan kadınlarımıza bebek sahibi olma yolunda önemli bir engel oluşturmaktadır. 

Yumuralık rezervi nedir?


Yumurtalıkların yumurta dediğimiz oosit kapasitesi aslında doğumdan itibaren bellidir. Yeni doğan bir bebekde 1.000.000 oosit öncüsü hücre bulunur iken bu sayı ilk adet görülen 13 lü yaşlarda 400.000 civarına düşmektedir. Kadının hayat döngüsünde her adet döneminde ortalama 70-80 yumurta öncüsü adet görmek, kadınsal hormon dengesini sağlamak ve gerekir ise gebe kalabilmek için yumurtalıklarda kullanılmakta ve bunlardan 5-10 tanesi antral follikül dediğimiz yumurtacık hücresine dönmekte ve yine bu 5-10 yumurtadan 1 tanesi seçilmiş yumurta olarak gebelik için olgun yumurta haline getirilmektedir. 

İşte bu 400.000 öncü yumurta hücresinin beklediğimizden daha erken azalması veya tükenmesi rezerv azalması anlamına gelmektedir. Ayrıca bu kadar fazla yumurta öncüsüne rağmen kadının doğurganlığının tükenmesi ve menopoza girmesi 45-50li yaşlarda olması yumurta tüketiminin ne kadar fazla olduğunun önemli bir göstergesidir. Şöylede anlatılabilir; her adet döngüsünde 1 olgun yumurta için 70-80 öncü yumurta harcanmaktadır. 

Yumurtalık rezervini ölçmek için günümüzde bir çok testin yanı sıra ultrasonografi kullanılmaktadır.Bu test ve ultrasonografinin tek tek değil beraber değerlendirilmesi ile bir kadının yumurtalık rezervi hakkında bilgi sahibi olunabilmektedir. 

Bilim her ne kadar yumurtalık rezervini saptamak için yeni testler geliştirse de, azalan rezervi artırmak veya yeni yumurtalar geliştirmek için maalesef aynı başarıyı gösterememektedir. Ama günümüzde daha etkili ve basit testler ile yumurtalık rezervi hakkında bilgi sahibi olunabilmektedir. 



Yumurtalık Rezervi'nin Saptanması

Bebek sorunu yaşayan bir kadının üreme potansiyelinin en önemli belirteci kadının yaşı olarak kabul edilmektedir. Kadın yaşı kısırlık tedavisinin seçilmesinde en önem verilen özelliktir. Günümüzde sadece yaş değil yumurtalık rezervide bu tedavinin seçiminde önemli rol oynamaktadır. İşte bu sebeple bu rezervi saptamak için laboratuar testleri kullanılmaktadır. Rezerv testlerini kısaca FSH, LH, Estradiol sık kullanılanlardır. Bu testlere son yıllarda inhibin B ve Anti Müllerian Hormon(AMH) dediğimiz ileri testler dahil edilmiştir. Özellikle AMH rezerv hakkında önemli bilgiler veren değerli bir test olarak tanımlanmaktadır. Kısırlık tedavisine başlayacak bir kadına ultrasoografi sonrası laboratuar testlerinden hepsi değil gerekenler doktorunuz tarafından istenecektir.


Yumurtalık Rezervi – Kadın Yaşı 

Kadın yaşı ilerledikçe yumurtalık rezervide azalmaktadır. İlerleyen yaşta yumurta sayısının azalmasının yanında nitelik olarakda sağlıklı olmayan düşük nitelikli yumurta görme sıklığı artmaktadır. Özellikle 35 yaş üzerinde bebek isteyen bir kadında ilk bakılması gereken özellik yumurtalık rezervidir ve tedavi seçimindeki en önemli belirleyicilerdendir.


Yumurtalık Rezervi'nin Saptanması Amacıyla Kullanılan Testler

FSH ve LH Ölçümü:

Adetin 3. Veya 4. günü kanda ölçülür. Özellikle FSH düzeyi rezerv konusunda önemli ipucu verir. FSH beyin tarafından yumurtalıklardan yumurta gelişimini uyarmak için salgılanan bir hormondur ve yumurtalık bu hormona ne kadar iyi cevap verir ise FSH o kadar az salgılanır. Eğer cevap kötü ise FSH düzeyi artacaktır ve rezervin iyi olmadığını bize gösterecektir. 

Genel olarak bebek sahibi olabilmek için ideal FSH düzeyi 15 mlU/ml olması gereksede 10 mlU/ml nin altında olması özellikle iyi rezerv belirtisidir. Başka bir deyişle FSH ne kadar düşük ise (2-15 arasındaki değerler için) rezerv o kadar iyidir diyebiliriz. 15 mlU/ml üzerindeki FSH değerlerinde gebe kalmak zorlaşmaktadır. LH ise rezerv hakkında daha az bilgi vermektedir. 


Estradiol (E2) Düzeyi:


FSH ve LH kadar bilgi vermemekte olsada rezervin önemli bir bulgusudur. Özellikle FSH ile birlikte değerlendirildiğinde önemli bilgiler vermektedir. Yine adetin 3. Günü ölçümünde 75pg/ml nin altında olması iyi rezerv olduğunun önemli bir göstergesidir. 

Progesteron düzeyi:

Adetin her döneminde aktivite göstermeyen progesteron üretimi rezerv hakkında dolaylı bilgi vermektedir. Yumurtalık Rezervi'nin azalması, adetin ilk yarısını kaplayan Folliküler Faz'ın kısalması sonucu, LH pikinin erken olması sonucu progesteron düzeyinin erken yükselmesi ile kendini gösterir.


Progesteron ölçümü, CCCT=clomiphene citrate challenge testi için önemli bir değerlendirme aracıdır; 10.günde progesteron>1.1ng/ml bulunduğunda, Folliküler Faz'ın kısaldığı, Yumurtalık Rezervi'nin azaldığı ve gebeliğe ulaşıp tamamlamanın ciddi oranda azaldığı, zorlaştığı saptanmıştır.

Anti Müllerian Hormon(AMH):

Son yıllarda yapılan çalışmalar, yumurtalık rezervini belirlemede en iyi göstergenin, Anti-Mullerian Hormon (AMH) olduğu saptanmıştır. Bilindiği gibi, bugüne kadar, bu amaçla genellikle FSH kullanılmaktaydı. Çalışmalar FSH nın Inhibin B ve AMH üçlüsünün rezervi belirlemede ortak amaçla birlikte kullanılabileceğini belirtmiştir. Özellikle bunlar içinde AMH’nin diğerlerine oranla daha değerli ve doğru sonuçlar verdiği kabul edilmektedir.  

AMH nedir?

Inhibinler ve Activinler ile aynı ailedendir. Bu grup hormonlar dokulardaki gelişme ve farklılaşmada rol oynamaktadırlar.

AMH yumurtalıktaki granulosa hücreleri denilen hücreler tarafından  üretilmektedir. 

AMH’nin üreme çağındaki kadında hayati önemi olduğu düşünülmektedir. AMH, primordial follikül havuzun azalmasında, folliküllerin primordial safhadan büyüme safhasına geçiş hızının düzenlenmesinde önemli role sahip görünmektedir. AMH, primordial follikül havuzunun tüketilme hızını yavaşlatarak koruyucu rol oynamaktadır. AMH, erken antral dönemde de, FSH’a bağlı follikül büyümesini inhibe ederek, foliküllerin büyüme hızını düzenlemektedir. AMH’nin follikül oluşumundaki düzenleyici rolü, son yıllarda bilimsel arenada önemle vurulanmaktadır fakat her klinikte yapılamayan ileri düzey bir testtir. 

FSH ile AMH’nin Temel Farkı Nedir?

Hipofiz hormonları olan FSH ve LH, yumurtalıkların faaliyetinde etkilidirler. Ancak bunlar, dolaylı belirteçlerdir. Oysa AMH ve İnhibin B, direkt olarak yumurtalıklarda üretildikleri için, rezerv ve yumurtalık fonksiyonlarını doğrudan göstermektedirler.

Ayrıca FSH, menstruasyon döneminde değişkenlikler ve oynamalar göstermektedir. Menopoza geçiş döneminde de değişkenlikler sürmektedir. AMH ve İnhibin B ise daha stabil olup, daha güvenilir bir gösterge özelliğinde olan belirteçlerdir.


Inhibin-B Ölçümü

Yumurtalıklarda, granüloza hücrelerinde yapılan, doğruca kana salınıp hipofize ulaşan ve FSH yapımını ve salınımını kontrol etmek için bloke eden bir hormon benzeri madde olan inhibin-B'nin postmenopozal kadınlarda bulunması normal değildir.

Bir araştırmaya göre 3.gün Inhibin-B <45 pg/ml olan kadınlarda, 3.gün Inhibin-B>45 pg/ml ve üzeri olanlara göre infertilite tedavisine yanıtın zayıf, tedaviyi iptal olasılığının yüksek, toplanan yumurta sayısının daha az ve gebelik oranının düşük olduğu anlaşılmıştır.


Ancak henüz rutinde sürekli yapılan bir test olabilmesi için ek kanıtlara ve çalışmalara ihtiyaç duyulmaktadır.

Transvajinal Ultrasonografi :

Adetin 3.günü yapılan ultrasonografide yumurtalık hacmi, antral follükül dediğimiz yumurtacık sayısı rezerv hakkında ipucu vermektedir. 
yaş ilerledikçe yumurtalık hacim ve içeriğindeki yumurtacık sayısı azalmaktadır. Bu durum tedavinin ve gebelik başarısının daha zor olacağının habercisi iken eve bebek götürme oranınında çok iyi olmayacağı konusunda ipucu vermektedir. Buna rağmen tek başına değil laboratuar testleri ile ortak yorumlanması daha uygun görülmektedir. 

Clomiphene Citrate Challenge Test (CCCT)


Kısırlık tedavilerinde eskiden beri kullanılan klomifen adlı ilacın kullanımı ile yumurtalıkların uyarılıp yumurta olgunlaştırarak yanıt vermesi ve FSH düzeylerinin yorumlanması esasına dayanmaktadır ve günümüzde pekde kullanılmayan bir test konumundadır. 


Exogenous FSH Ovarian Reserve Test (EFFORT)

Gonadotropin ile uyarının 1. gününde, bazal ve uyarılmış (yani 0.3 mg. buserelin acetate adlı GnRHa'nun kulanımından iki saat sonraki) FSH düzeyleri ölçülür. CCCT gibi terkedilmiş bir testtir.

Özetleyecek olursam rezervi saptamak önemli bir ayrıntıdır ve şüphesiz rezerv azlığı gebelik yolunda başarıyı zorlaştıran ve iyileştirilmesi zor olan önemli bir hastalıkdır. En önemli nokta ise yumurtalık rezervi azalmış bir anne aday adayının doğru ellerde vakit kaybetmeden uygun tedavi yöntemi seçilerek tedavi edilmesi gerektiği ve kaybedecek zamanın olmadığının bilinmesi gerektiğidir.

KISIRLIK SORUNUNUN ÜSTESİNDEN GELİN…

Bebek sahibi olmakta zorlanan hastaların tanı ve özellikle tedavisinde son 10 yıl içinde baş döndürücü hızla gelişmeler elde edilmiştir. Tüp bebek ve ilgili tekniklerde sağlanan gelişmeler ile daha önce ümitsiz olan çoğu çifte günümüzde çocuk sahibi olma şansı doğmuştur.

HANGİ ÇİFTLERE KISIR(İNFERTİL) DENİR?



Bir çiftin doğum kontrol yöntemi kullanmadan, düzenli cinsel ilişkiye rağmen, 1 yıl sonunda 35 yaş üzerinde ise 6 ay sonunda gebe kalamaması halinde kısırlık söz konusudur. Bir çiftin, bir yıllık düzenli ilişki ile gebe kalma şansı %83’dür. Bu sürede gebe kalınamaması durumunda sebebin araştırılması gerekir. Yaklaşık olarak bu sebeplerin %40’ı erkek %40’ı bayandan kaynaklanan patolojilerden kaynaklanırken %20’sinde ise tüm testler normal iken gebeliğin gerçekleşememesi dediğimiz sebebi açıklanamayan kısırlık (infertilite) saptanmaktadır.

Kısırlık sorunu ile ilk kez karşılaştığınızda bunu olgunlukla karşılayabileceğiniz gibi  üzerinizde yıkıcı ve üzücü bir şok tablosuna da yol açabilir. Bu durum öncelikle size çok saçma, mantığınıza aykırı ve kabul etmekte zorlanabilirsiniz. Ama benim size söyleyeceğimiz ilk şey bu sorunu yaşayan sadece siz olmadığınız ve toplumdaki her 100 çiftten yaklaşık olarak 20’si kısırlık sorunu ile uğraşmakta ve bunun için bizlere başvurmaktadırlar. 

Kısırlık sorunu hakkında neler bilmelisiniz?


•    Kadın ve erkek; 
Kısırlık sorunu ve tedavisine başlamadan önce farklı düşüncelerde olabilirler. Altta yatan sorun ister erkekten isterse kadından kaynaklansın, tedavilerin ve testlerin büyük çoğunluğu kadın üzerinde yani anne adayı üzerinde olacaktır. Bununla birlikte anne ve baba adayı, kısırlık sorunu hakkında bilgilenmek, neler yapılacağını bilmek ve bu sorunu çözerek bebeğine ulaşmak için elinden geleni yapacaktır. Bazı durumlarda ise erkek yani baba adayı, kısırlık sorununu konuşmanın ve tedavi olmanın anlamsız olduğu ve zaman kaybı olduğunu düşünebilir. bu yanlış veya eksik anlamalar sonucu ise eşler arasında onarılması güç sorunlar ortaya çıkabilmektedir. Bu nedenledir ki sizler en doğru ve güncel bilgiyi, yapılması gereken en doğru tedaviyi doktorunuzdan öğrenerek bu tür yanlış düşünce ve inanışlara girmeden bu sorunu olgunlukla kabullenip uygun olan tedaviyi yaptırmanız en mantıklı seçenek olacaktır.


•    Aile ve arkadaşlar; 
Türk örf ve adetleri ve genel toplum yapısı itibarı ile kısırlık sorununuzun cinsel hayatınızın ile bağdaştırılması, çocuk sahibi olamadığınız için özel ve cinsel yaşantınızın aileniz ve arkadaşlarınız tarafından takip edildiğini hissedebilir veya tanık olabilirsiniz. Hem aile hemde arkadaşlarınız sizin çocuk sahibi olamamanızın hem size hem onlara acı ve üzüntü verdiğini hissedebilirsiniz. Bu durum sizi etkileyebilir. Bu konuda çiftlerimiz doktorlarından destek almalıdırlar. 

Diğer açıklanması gereken konu ise; normal bir cinsel yaşamı olan bir çift kısırlık sorunu yaşaması gayet olağandır ve bunun cinsel veya psikolojik hayatınızla bağdaştırılması doğru olmayan bir yaklaşımdır. Bu nedenle eğer gerekir ise bu sorunu rahatlıkla ailenize ve çevrenize anlatabilir ve bu yanlış düşünceyi düzeltebilirsiniz. 


•    Bunun yanında siz karı-koca olarak cinsel hayatınızda sorunlar arayabilir vücudunuza veya cinsel organlarınıza kızgın olabilirsiniz. Size göre cinsel hayatınız alt üst olabilir ve hiçbir şey doğru ve düzgün olmayabilir. Kendinizi veya eşinizi bu konuda hasta görebilir veya suçlayabilirsiniz. Bu tür düşüncelerinizin olması yanlış olsa da son derece normaldir. Fakat bunları bizimle rahatlıkla paylaşarak bu konuda doğru ve profesyonel destek almanız gerekmektedir. Doğru bilgiler ile doğru cinsel ve psikolojik yaşama sizleri kavuşturmak bizim görevimizdir. Üzerinizdeki yükü bu yanlış inanışlara bağlı sorunları düzelterek azaltmak ve daha rahat ve mutlu bir yaşam için lütfen bizden destek alınız.


Kısırlık ve Yaş

Kadın yaşı; ne yazıkki tüm tüpbebek merkezlerinin ve kısırlık araştırma kliniklerinin çok fazla mücadele edemediği, düzeltemediği ve gebelik başarısını önemli derecede azaltan bir faktördür.

Biz şunu net biliyoruz;

“YILLAR ÜREME KAPASİTESİ BAKIMINDAN KADINDAN ÇOK DAHA FAZLA ŞEY ALIP GÖTÜRÜYOR” 

Bu nedenle her anne adayı hastamıza söylediğimiz gibi lütfen tedavilerinizde geç kalmayın. Kısırlık sorunun bir an önce üzerine gidin ve vakit çok geç olmadan gerekeni yapın. 
Tüm dünyada olduğu gibi bizde tecrübelerimize dayanarak şunu söyleyebiliriz; 44-45 yaşından sonra kendi yumurtanız ile gebe kalabilme şansınız %5’in altındadır. 

YAŞ NİÇİN BU KADAR ÖNEMLİ?


Anne adayının yaşının 40’ın üzerinde olduğu durumlarda canlı bebek sahibi olabilmenin niçin bu kadar düştüğünü açıklayacak bir çok sebep vardır.

•    Myom ve endometriosis gibi kısırlığa yol açması olası olan hastalıkların yaş ile görülme sıklığının artması.
•    Anomalili fetusların ileri yaşdaki gebeliklerde daha sık görüldüğü artık net olarak bilinmektedir. Bu anomalilerden en sık rastlanan down sendromu dur.  
•    Yumurta sperm ile döllendiğinde embryo oluşur. Embryonun yani oluşacak bebeğinizin mitokondrisi  annenin yumurtasından gelmekte ve bu mitokondri anne ile aynı yaşta yani ileri yaştadır. Eğer anne yaşı ileri ise yeni hücrelerin ortaya çıkışı gecikirse anne kaynaklı mitokondriler enerji sağlamakta yetersiz kalacak ve gebelik gerçekleşemeyecek veya erken dönem düşükleri ile sonlanacaktır.

•     Eğer kadının mensturasyonu(adet düzeni) düzensiz veya hiç adet görmüyorsa bu durumda sıklıkla ovulasyon(yumurtalıklardan yumurta salıverilmesi veya yumurtlama)’da yok veya düzensizdir. Ovulasyonun olmaması ise kısırlık’a yol açacaktır. Bazı hastalarda hormon veya ilaçlar ile ovulasyon sağlanabilir. Eğer ilaç tedavisi sonucu yumurtlama sağlanamaz ise veya yumurta hücresi yok ise gebelik için tek tedavi seçeneği yumurta bağışı(yumurta nakli) olacaktır.

•    Vagina ile yumurtalıklar arasında bir blok var ise (ki bu duruma en çok yol açan sorun tüplerin tıkalı olmasıdır.) döllenme şansı olmayacak ve kısırlık ortaya çıkacaktır. Bu durumda normal sperm ve normal döllenme olmasına rağmen kısırlık kaçınılmaz sonuçtur. Bloke tüpler mikrocerrahi ile düzeltilebilir veya bu tekniğin iyi cevap verme şansı düşük olduğu için tüp bebek uygulamaları uygun tedavi seçeneği olacaktır. 

•    Endometriosis, rahim içini döşeyen epitelin rahim dışında, karın boşluğu, tüpler yumurtalıklarda saptanmasıdır. Bu durum embryonun döllenme ve uterusa implantasyonuna sorun oluşturacak ve subfertilite denilen şüpheli kısırlığa yol açacaktır. Uygun tedavi seçeneği; ilaç, cerrahi veya tüp bebek tedavisi olacaktır.

KISIRLIK TEDAVİLERİNDEN ÖNCE NELER YAPMALISINIZ?


•    Hayatın size sunduğu en güzel armağan için “bebeğiniz” için çabalayın…
Bir çok aşamadan geçecek bir çok zorlukla mücadele edeceksiniz. Bu süreç size soğuk ve sıkıcı gelebilir, yorulabilirsiniz ama zamanı geldiğinde ve güzel haberi aldığınızda bu anlarınızın acısını bebeğiniz ile birlikte çıkaracaksınız.


•    Yaşamınızı planlayın…
Tedavilerinize ve tüp bebek veya diğer kısırlık tedavileriniz planlandıktan sonra eşiniz ile beraber yaşamınızı planlamalısınız. Bebeğinize kavuştuktan sonraki adımlar, gebeliğiniz ve anne adayının rahat bir gebelik dönemi geçirmesi için gerekenleri yavaş yavaş planlamalısınız. Ne de olsa gebelik mutlu fakat dikkat edilmesi gerekn bir süreçtir ve yaşamınızın en güzel anıdır!


•    Unutmayın yalnız değilsiniz…
Çiftlerimizin %10-15’inde gebeliğe ulaşmak biraz zaman almakta, ilk denemede olumsuz sonuç çıkabilmekte ve bu süreçte yorulabilmektedirler. Çünkü kısırlık tedavilerinin tüp bebek ve milroenjeksiyon dahil hiç biri mutlak ve %100 gebelik ile sonuçlanmaz. Bu sebeple yıkılmamanız  ve olumsuz sonuçla karşılaştığınızda bunu olgunluk ile karşılamanız ve tedavilerinize devam etmeniz uygun olan yaklaşım olacaktır. Danışmanınıza, hemşirenize ve doktorunuza güvenin ve kendinizi bizim ellerimize güvenle teslim edin….Yaşam Hastanesi Kadın Sağlığı Ünitesi olarak biz kliniğimizde ihtiyaç duyduğunuz her anda yanınızdayız. Danışmanınıza, koordinatörümüze, hemşirenize ve doktorunuza aklınızdaki soruları rahatlıkla sormaktan çekinmeyin ve korkmayın.  

BENİM İÇİN EN UYGUN TEDAVİ HANGİSİ?


Hastanemizde ilk araştırmalarınızın yapıldıktan sonra size tedavi seçenekleri hakkında bilgi verecek ve uygun olan tedaviyi önereceklerdir. Hangi tedavi ile ne kadar şansınızın olduğu ve hangi tedavinin size en uygun seçenek olduğunu sizde sorularınızla öğrenecek ve bu konuda tüm merak ettiklerinizi sorabileceksiniz. Eğer diğer tedavi yöntemlerini uzun zamandır denenmiş ve diğer tedavi seçenekleri ile gebelik şansı az veya hiç yok ise, anne adayının yaşı ileri ve tüp bebek-mikroenjeksiyon tedavi programı en iyi seçenek ise bu size açıklanacaktır.

Kısırlık tedavisi için tedavi aşamaları altta yatan sebebe yönelik olması gerekmektedir.

Bu seçeneklere kısaca göz atacak olursak;
•   Ovulasyon indüksiyonu
Adetinizin belirli günlerinde kullanacağınız yumurtlamayı artırıcı ilaçlar ile sağlanmaktadır.


•   İntrauterin inseminasyon(Aşılama)
Bu prosedür doğal siklus ile ilaçsız veya yumurta geliştirici ilaçlar eşliğinde yapılabilmektedir.

•    Cerrahi tedaviler;

Laparoskopik ve histeroskopik operasyonlar ile üreme sistemi anatomisinin normale getirilmesi için başvurulur. Planlanan gebelik için saptanan bir sorunu düzeltmek amacıyla kullanılır.


•   Ovaryan drilling: son yıllarda tekrar popülerliğini kazanan ve yıllardır uzaklaştığımız bu ameliyat ile polikistik overli hastalarımızda daha iyi yumurtlama kalitesi için 2007 yılı itibarı ile son bilimsel çalışmalar ışığında faydası olduğu kanıtlanan bir yaklaşımdır.


•    Tüp bebek uygulaması:
Seçilecek tedavi protokolüne göre tüpbebek programı genel olarak yumurtalıklardan yumurta üretimi için ortalama 9-12 gün süreyle ilaç kullanılması ve ardından bu yumurtaların istenilen gelişim ve büyüklükte olduğunda yumurta çatlatıcı iğne olarak bilinen insan koryonik gonadotropini(hCG)  verilir ve 35-36 saat sonra da yumurta toplama işleminin yapılır.
Yumurta toplanmasından sonra 2-5 gün içinde seçilecek embriyolar ultrasonografi eşliğinde özel kateterler yardımı ile anne adayının rahimine transfer edilir ve embryonun anne rahimine tutunarak gebeliğin gerçekleşmesi ilkesine dayanmaktadır. 

NELERE DİKKAT ETMELİYİM?

Dengeli ve sağlıklı yaşam rejimi hem kadın hemde koca için faydalı olacaktır.

•    Dengeli beslenin…
Bazı esansiyel gıda ve vitaminlerin alınmaması vücudun ve immün sistemin zayıf düşmesine yol açacaktır. Dengeli bir gıda alışkanlığınız olsun ve tedavileriniz esnasında şiddetli kilo verici veya alıcı diyetlerden kaçının. Ayrıca A vitamininden zengin gıdalardan ve yüksek doz A vitamini içeren vitaminlerden uzak durunuz. Çünkü A vitamininin fazla alımı fetusa ve bebeğe zararlı olabilmektedir. 
Günlük D vitamini alımınızı artırın. Böylece hem bebeğinize hemde size gerekli olan kalsiyumun emilimini artıracaktır.


•    Hafif – orta egzersizler yapın…
Düzenli olarak tempolu yürüyüşler yaparak sırt, göğüs, pelvik taban kaslarınızı güçlendirebilirsiniz. Yoğun egzersizlerden, tehlikeli sporlardan uzak durunuz.


•    Bol su için…
Günlük en az 10-12 bardak su içmelisiniz. Elinizde sürekli şişe su taşıyıp sürekli yudumlamanızı ve daha fazla su almanızı öneririz.


•    Yüksek miktarda kafein almaktan kaçının…
Günlük alacağınız en fazla miktar 2 veya 3 bardak kahve veya çaydır. Ayrıca kafeinin çukulata, kola, enerji içeceklerinde ve vermidon gibi ağrı kesicilerde de olduğunu unutmayın. Alacağınız miktarı ayarlayın.


•    Sigarayı mutlaka bırakın…
Sigaranın sağlığınızı etkilediğinin yanında üreme yeteneğinizi, yumurta ve sperm kalitenizi ve gebelik şansınızı azalttığını sakın unutmayın. Lütfen bu kötü alışkanlığı tedavilerinizden önce bırakın.


•    Alkol alımını azaltın…
Alkolizm hem size hem de bebeğinize kötü ve zararlı etkiler doğurabilen bir alışkanlıkdır. Ayrıca alkolün gebelik ve fetus üzerine daha az etkili olduğu bir doz veya miktar yoktur. Çoğu insan alkolü tedavileri boyunca tamamen terk etmektedir. Sizde öyle yapınız. Günde alacağınız en yüksek doz -ki çok zor ve bağımlılık durumları için geçerlidir- 2 kadeh şarap veya biradır.


•    Doktorunuzla ilaç veya gıda alımının gerekliliğini tartışın, doğruları öğrenin…
Kullanacağınız ilaçlar veya gıdalar için doktorunuza sorular sorun. Gereken vitaminleri kullanın. Bunun yanında ağrı veya ateşiniz için parasetamol tablet alabilirsiniz. Aspirin veya benzeri ilaçları kanama risklerinden dolayı bu amaçla önermiyoruz. Eğer başka bir tedaviniz için antibiyotik veya ilaç verildiyse lütfen bize danışınız. Uygun olup olmadığını öğreniniz.


•    Kendinizi enfeksiyonlardan koruyun…
Yediğiniz tüm et, balık, tavuk ve yumurta ürünlerinin hijyenik şartlarda hazırlanmasına ve tam pişmiş olduğuna dikkat edin. Tekrar ısıtılan bir yemeğin iyice ısıtıldığından emin olun. Pastorize edilmemiş süt, peynir ve çiğ yumurta ürünlerinden(mayonez gibi) kaçının. Sebze ve meyveleri iyice yıkandıktan sonra tüketin. Bahçe veya tarım ile uğraşırken eldiven giyin, hayvan pisliğinden özellikle kedi-köpek dışkısından uzak durun. Çünkü bunlar toxoplazmosis denilen bazı paraziter enfeksiyonlara yol açabilmektedir. Hayvanlara dokunduktan sonra ellerinizi yıkayın.


•    Kimyasallardan uzak durun…
Boya, tiner, solvent, tuz ruhu, porçöz gibi kimyasallardan uzak durun ve bunların evinizde kullanılması durumunda evde olmayın.


•    Aşırı sıcaktan kaçının…
Gevşemek veya rahatlamak amacı ile sauna ve spa merkezi veya hamam gibi aşırı sıcak ortamlarda bulunmayın. Bu tedavinize zarar verebilir ve sağlıklı olmayabilir.


•    Gevşeyin… 
Yoga veya meditasyon egzersizleri ile stresinizi atmak faydalı olabilir. Tedaviye uyumunuzu artırabilir.


•    Folik asit alın…
Gebeliğin başalamasından önceki ay başlayacağınız folik asit vitamini ile bebeğinizin erken dönemdeki sağlıklı gelişimini destekleyecek ve nöral tüp defekti gibi sakatlıkların oluşma riskini önemli derecede azaltacaktır. Biz gebelik planlayan her anneye günde 1500mcg folik asit vitamini öneriyoruz. Gebelikten önce başlanmalı ve gebe kaldıktan sonrada ilk 3 ay düzenli alınmalıdır.


•    Erkek eş ise gıda ve yaşam şekline, egzesiz ve kötü alışkanlıklarına dikkat etmelidir. Erkek spermi, boşalma yani ejekülasyon ile dışarı atılma aşamasına gelmesi için aylarca üretiminin olması gerekmektedir. Yaklaşık olarak spermin olgun hale gelmesi 72 gündür. Bu nedenle kötü alışkanlıkları bıraktıktan 2-3 ay sonra sağlıklı spermin üretileceği unutulmamalı ve tedavinizi ona göre planlamalısınız. Ayrıca bazı ilaçlar sperm hareketi ve üretimini etkileyebilmektedir. Özellikle tansiyon ve ülser için alınan ilaçlar sperm sayımını azaltabilmektedir. Sulfosalazin gibi barsak hastalıklarında kullanılan bazı ilaçlar ile bazı steroidler ise total sperm yokluğuna yani sperm sayısının sıfıra inmesine yol açabilmektedirler. Ayrıca kanser tedavisi amacıyla kullanılan kemoterapötik ilaçlar ise sperm üretimini geçici veya kalıcı olarak durdurabilmektedirler. 


Sonuç olarak, kısır çiftlerin çocuk sahibi olmaları yolunda tıpda büyük mesafeler kat edilmiştir. Tedavinin başarısını belirleyen en önemli unsur doğru tanı ve en etkin tedavinin seçilerek hızlı bir şeklide uygulanmasıdır.

TÜPBEBEK NEDİR;


Tüp bebek yani bilimsel adı ile IVF(In Vitro Fertilization) klasik olarak; kadın üreme hücresi olan yumurtaların erkek üreme hücresi olan sperm tarafından vücut dışında, özel laboratuar koşullarında döllenmesi anlamına gelmektedir. Kadından alınan yumurta erkekten alınan sperm ile aynı tüpe veya petri kabına konur ve döllenme gerçekleşir.

TÜPBEBEK İLE MİKROENJEKSİYON ARASINDAKİ FARK NEDİR;


Tüp bebek ve mikroenjeksiyon arasındaki tek fark döllenme şeklindedir. Mikroenjeksiyon ya da bilimsel adı ile ICSI(Intra Cytoplasmic Sperm Injection), üreme tıbbındaki en önemli gelişmelerden birisidir.

Tüp bebekde bu döllenme bir tüpte veya petri kabında spermin yumurtayı döllemesi beklenirken, mikroenjeksiyonda bu döllenme beklenmeden yumurtanın içine sperm direkt olarak enjekte edilmektedir. Mikroenjeksiyonun bulunması ile başarı şansı oldukça yükselmiş, üreme tıbbında yeni ufuklar açılmıştır. Özellikle şiddetli erkek faktörüne bağlı kısırlıklarda, gebe kalamaz gözüyle bakılan birçok çift bebek sahibi olmuş ve bu mutluluğu yaşamışlardır. 

TÜPBEBEK VEYA MİKROENJEKSİYON KİMLERE UYGULANIR;


Toplumda her 100 çiftten yaklaşık olarak 20’si kısırlık sorunu yaşamaktadır. İnfertilite(kısırlık) sorunu yaşayan çiftlerin yapılan araştırmasında ; Kadınlarda Tüplerde yani rahim kanallarında tıkanıklık olması, Endometriozis nedeni ile karın içinde yaygın yapışıklıkları olan ve tedavi ile gebelik elde edilememesi durumunda, Yumurtlama bozukluklarında, Bazı hormonal bozukluklarda, Erkeklerde ise; Sperm sayı ve kalitesinin ileri derecede bozuk olduğu şiddetli sperm bozukluğu, Bazı Hormonal Bozukluklarda, Hafif sperm bozukluğuna rağmen diğer yöntemler ile gebelik elde edilememesi söz konusu ise tüp bebek uygulanması uygundur. Bunun yanında sebebi açıklanamayan İnfertilitede ve immünolojik infertilitede de uygulanmaktadır. Ayrıca Preimplantasyon Genetik Tanı(PGT) denilen ve kalıtsal bazı hastalıkların embriyo aşamasında anne rahmine transfer aşamasından önce teşhis edilerek sağlıklı bir bebek elde etmek amacıyla da bu tedaviler uygulanmaktadır. 

NASIL UYGULANIR;


Klasik olarak tüp bebek tedavi programı; kadının adeti hormonal baskılayıcı ilaçlar ile kontrol altına alındıktan sonra yumurta geliştirici kısırlık ilaçları ile çok sayıda ve yüksek kalitede yumurtaların elde edilmesi ilkesine dayanır. Yumurtaların toplanmasını takiben erkekden alınan spermler laboratuar şartlarında hazırlanarak aynı ortama konularak döllenmenin gerçekleşmesi beklenir veya doğrudan mikroenjeksiyon uygulanır. Döllenme laboratuarda özel olarak hazırlanmış kültür medium-solusyonlarının desteklemesi beslenmelerine yardımcı olması ile laboratuar tüplerinde ve bu tüplerde anne rahmine en yakın ortamı sağlayacak şekilde üretilmiş özel cihazların içerisinde gerçekleştirilir. Yaklaşık laboratuarda geçen 72 saatlik yolculuğun ardından gelişen ve bölünerek çoğalan bu embriyolar anne rahmine transfer edilerek yerleştirilir.

HİÇ SPERMİ OLMAYAN HASTALARA UYGULANABİLİRMİ;


Evet, üreme tıbbındaki heyecan verici gelişmeler ışığında erkek kısırlığında büyük aşamalar kaydedilmiş ve hiç spermi olmayan erkeklerin mikroenjeksiyon tedavisi ile çocuk sahibi olabilmeleri mümkün hale gelmiştir. 

VÜCUTTAKİ DİĞER HÜCRELER SPERM YERİNE KULLANILARAK GEBELİK ELDE EDİLEBİLİRMİ? VE KÖK HÜCRESİNDEN SPERM ELDE EDİLEBİLİRMİ?


Şu andaki Üreme tıbbındaki gelişmeler ışığında  bu yönde yoğun deneysel araştırmalar olmasına rağmen henüz vücuttaki diğer hücrelerden sperm üretilmesi mümkün değildir. Bununla birlikte spermin ana kök hücreden laboratuar koşullarında InVitro Sperm Maturasyonu dediğimiz yöntem ile olgun sperm hücresi geliştirilmesinde büyük aşamalar kaydedilmiş ve yakın gelecekde bu yöntem ile erkek kısırlığında önemli mesafeler alınabileceğini ümit ediyorum.

TÜPBEBEKTE BAŞARIYI ETKİLEYEN FAKTÖRLER NELERDİR;


Tüp bebek veya mikroenjeksiyon uygulamalarında başarıyı etkileyen en önemli faktörlerden biri anne adayı yaşı ve buna bağlı olarak ovaryan rezerv dediğimiz yumurtalık kapasitesidir. Anne adayı yaşı ilerledikçe yumurta sayısı ve kalitesi azalabileceği ve buna bağlı olarak  döllenebilme kapasitesi düşük olabileceği için gebe kalabilme şansı azalabilmektedir. Başarıyı etkileyen diğer temel faktör ise erkek hücresi olan spermin kalitesi, yapısı ve dölleyebilme kapasitesidir. Bunun yanında başarıyı etkileyen diğer faktörlerden bahsetmek gerekirse; Endometriozis(karın zarı iltihabı), sigara, Rahim içi mukozasında geçirilmiş iltihap(tbc,klamidya,mikoplazma) veya düşüklere, kürtajlara bağlı yapışıklıklar ve düzensizliklerin olması, myom, polip, doğumsal anomali veya yapışıklıkların olması gibi bir çok neden bu olayı etkileyebilir.

KAÇ DEFA TÜPBEBEK UYGULANABİLİR;


İnfertilite tedavisi özveri ve sabır gerektiren bir süreçtir. Tedavilerin başarısı mutlak olmadığından başarısızlığa göğüs germek ve bu süreçte yılmadan savaşmak, uğraşı vermek şarttır. Sayı olarak belirgin bir kısıtlama olmamakla birlikte, genel yaklaşım veya bilimsel literatür bilgileri doğrultusunda tüp bebek veya  mikroenjeksiyon yöntemleri yaklaşık olarak 6 defa uygulanmalıdır. 

KAÇ YAŞINA KADAR UYGULANABİLİR?


Anne adayı veya kadın yaşı 35 ve üzerinde ise literatür çalışmaları doğrultusunda gebelik şansının azalabileceği, gebelik başarısının 40 yaş üzerinde belirgin olarak düştüğü veya çok az olabileceği göz önüne alınarak 42-43 yaşına kadar yumurta cevabına göre tüp bebek uygulamaları denenebilir. 

KULLANILAN İLAÇLARIN KANSER YAPICI ETKİSİ VARMIDIR?


Hayır, literatür çalışmalarına göre tedavide veya tedavi öncesi hazırlık aşamasında kullanılan ilaçların kansere veya hücre bozulmasına yol açıp-açmadığı bilimsel olarak kanıtlanmamıştır.  





Endometriozis Kısırlığa yolaçarmı?


2010 yılı itibarı ile endometriosis=kısırlık eşitliği ispat edilememiş ve bu konuda görüşbirliği sağlanamamış ise de buna rağmen gebe kalmayı zorlaştırdığı yönününde bir çok kanıt bulunmaktadır. Endometriosis in gebe kalmaya engelleyici etkisinin temelinde 2 etki vardır.


1.    Üreme organlarına verdiği anatomik hasar etkisi
2.    Oosit mikro çevresinde gelişen negatif etkiler


1.    Üreme organlarından en kolay hasar görecek organ tüplerdir. Tüpler rahim ile yumurtalıklar arasındaki bağlantıyı sağlayan ve görevi spermin yumurtayı döllemesi için (fertilizasyon videosu)  iletimi sağlamak ve uygun ortamı oluşturmaktır. Döllenme ve rahime tutunma süreci olan 6 günlük  zaman diliminde oluşan embryoya  geçici ev sahipliğide yapan ve onu besleyen yaşatan hayati  fonksiyonlarının devamını sağlayan ve rahime getiren tüpler dışardan basit bir organ gibi gözüksede son derece karmaşık bir süreç olan döllenme sürecinin ana oyuncularından birisidir. Fakat bu fonksiyonelliğinin yanında kolay hasar gören ve fonksiyonlarını başta enfeksiyonlar ve endometriosis olmak üzere bir çok hastalıkla kaybedebilmekte ve kadının gebe kalmasına engel olabilmektedir. İşte bu bu sebepten tüpler endometriozisin hasar verici etkisi ile fonksiyonlarını kaybetmekte yapışıklıklar ve endometriotik odakların hedefinde kalarak skatrisiel(doku çekilmeleri) odaklar sonucu çalışamaz hale gelip kısırlığa yol açmaktadır.  Üstelik bu durumla karşı karşıya kalan kadında maalesef tüpbebek tek çözüm olmaktadır. 

2.    Mikroçevre hasarı ise ancak ileri hücre düzeyi araştırmaları ile saptanmaya çalışılan ve hala araştırılan bir konudur. Kabaca anlatmak gerekir ise zona dediğimiz yumurta kabuğundan başlayan bu hasar yumurtanın bütünlüğünü bozan şekil ve nitelik anormallikleri yapan çekirdek ve sitoplazmasında deformasyonlara yol açabilen ayrıca zararlı yan ürünlerin negatif etkileri rapor edilmiştir. Ayrıca emryonun rahime yapışması üzerine negatif etkileri olduğu konusunda deliller mevcuttur.

Özetleyecek olursak hastalığın şiddetine göre endometriosisde zayıf kalitede yumurtalar ile karşılaşabilmekteyiz. Bununla birlikte makro düzeyde tüp ve fimbria hasarı ile gebeliği engelleyebilmekte olduğundan endometriosisin gebe kalmayı zorlaştırdığı yönünde deliller mevcuttur.

Kimler Online

14 ziyaretçi ve 0 üye çevrimiçi

DOKTORA SOR

1000 sola karakterler
Sorularınızı çekinmeden sorabilirsiniz