Clinic Nişantaşı: 0 212 234 90 90
Nişantaşı Hastanesi: 444 00 77

Kısırlık nedir ? Gebe kalmakta zorlanıyormusunuz ?

Düzenli ve korunmadan cinsel ilişkiye rağmen 12 ay içinde gebelik sağlanamaması durumu kısırlık olarak tanımlanmaktadır.

Bu 1 yıllık süre 35 yaş üzerindeki kadın için geçerli değildir. İleri kadın yaşı olarak değerlendirdiğimiz bu durumda çiftlerin tedavisiz, evde gebelik için düzenli cinsel ilişkide bulunma süresini 6 ay olarak öngörmekteyiz. Başka bir deyişle 35 yaş üzerinde gebelik isteyen bir kadın 6 ayda gebe kalamıyor ise vakit kaybedilmeden uygun ve etkinliği kanıtlanmış tanı ve tedavilere başlanmalıdır.

İdeal cinsel ilişki sayısı haftada 2-3 kezdir. Düzenli cinsel ilişkisi olan bir çiftin gebe kalabilmek için gün saymasına ve hesaplamasına gerek yoktur. Ancak haftada 1 kez veya daha seyrek cinsel ilişki kuran bir çiftin gebelik sağlamak için adetin 12. 14. 16. ve 18. günlerinde cinsel ilişkide bulunması gerekmetedir.

KISIRLIĞIN ARAŞTIRILMASI

1 yıl sonunda gebelik oluşmaz ise testlere başlanmalıdır. İlk test kadının jinekolojik muayene ve ultrasonografide değerlendirilip kan hormon düzeylerinin kontrolüdür. Bunun için ideal gün adetin 2. veya 3. günleridir.

Erkeğe yapılması gereken test semen analizidir ve sonuç anormal ise en az 3’er gün ara ile 3 kez  tekrarlanmalıdır. Semen analizi normal ise erkekte sorun yoktur. Semen analizi normal olan bir erkeğin muayenesine gerek yoktur. Normal semen analizi ile beraber olan testis damarlarının genişlemesi yani varikoselin kısırlığa hafif düzeyde de olsa etkisinin olduğu kanıtlanmıştır. Ve hatta bu saptanan varikoselin ameliyat ile düzeltilmesinin gebelik sonuçlarını olumlu yönde etkilediği kanıtlanmıştır.

Yumurtlamanın takibi amacı ile 21.gün progesteron ölçümü ve LH ölçümü yapılmaktadır. Ancak bu testlerin faydası tartışmalıdır.

Kadında en önemli testlerinden biri yumurtalık kapasitesinin yani rezervinin saptanmasıdır. Bunun için adet döneminde ultrason yapılarak yumurtalıklardaki antral foliküller (içinde yumurta barındıran öncü hücreler) sayılır. Her 2 yumurtalıkta toplam 6 taneden az primordial folikül varsa yumurtalık kapasitesi azalmış demektir. Ayrıca kanda Anti Müllerian Hormon (AMH) düzeyi bakılır ve mevcut rezerv hakkında derin bilgiler edinilebilir. Kadınlarda yumurtalık kapasitesi 35 yaş sonrası azalmaya başlar ve 41-42 yaşından sonra kadının çocuk sahibi olabilmesi oldukça zorlaşır. Bazen yumurtalık kapasitesi daha erken azalır. özellikle ailesinde erken menopoz olan kadınlarda, daha önce yumurtalık cerrahisi geçirmiş kadınlarda yumurtalık kapasitesine dikkat edilmelidir.

Tüm tetkikleri  normal olan çiftlerde kadının tüplerinin açık olup olmadığı araştırılmalıdır. Bunun için ilaçlı rahim filmi (HSG-histerosalpingografi) veya laparoskopi yapılması gerekebilir. HSG basit ve çoğu zaman ağrısız bir işlem olmasına rağmen teknik olarak ilacın hızlı ve basınçlı verilmesine bağlı rahimde kramplar yapabilir. HSG ve laparoskopi ile tüpler değerlendirilir ve rahim içi değerlendirilir ve açık olup olmadığı ve kapalı ise hangi seviyede kapalı oldukları anlaşılır. Bazen tüpler kontrol edilir iken açık olmasına rağmen tüp ve rahim birleşim yerindeki kaslar istemsiz kasılarak kapalıymış gibi izlenim verebilmektedir. Bu duruma dikkat edilmelidir. HSG ile karın içindeki yapışıklıkları görmek güçtür. HSG tüplerin açık olup olmadıkları hakkında bilgi verdiği halde fonksiyonu hakkında bilgi vermez. Bu noktada laparoskopi ön plana çıkmaktadır. Çünkü laparoskopi ile tüpler ve rahim içi hakkında daha net bilgi sağlanabilmektedir. Tüplerin sadece açıkmı kapalımı olduğu sorusuna değil, fonksiyonu, anatomisi, yapışıklığı olup olmadığı konusunda bilgi vermektedir.

Geçmiş yıllarda kısırlık araştırmalarında kullanılan ve günümüzde terkedilmiş olan  postkoital test gibi yöntemler(ilişkiden sonra rahim ağzındaki sıvıda spermlerin varlığının araştırılması) ve önemi tam olarak kanıtlanmamış immunolojik(antisperm antikorları) testleri de vardır.

Kısırlığın tanı ve tedavisinin infertilite ağırlıklı çalışan Kadın hast. ve doğum hekimleri tarafından  araştırılması hasta yararınadır. Bu sayede gereksiz ve etkinliği kanıtlanmamış tanı ve tedavilerden ziyade etkinliği bilimsel olarak kabul görmüş doğru tanı ve tedaviler almış olacaklardır. Gereksiz testlerin yapılması hem vakit hem de para kaybına yol açacak ve belkide çok değerli olan gebe kalabilme yıllarını kaybetmiş olacaklardır.

Kadına ait kısırlık nedenleri

Kadına ait kısırlık nedenleri genel olarak 100 kısırlık sorunu yaşayan çiftten 40’ında görülmektedir. Buna neden olan kadınsal hastalıkları 3 sınıfta toplayabiliriz.

  1. YUMURTLAMA BOZUKLUKLARI

  2. TÜPLERE AİT HASTALIKLAR

  3. ENDOMETRİOSİS

  4. DİĞER NEDENLER


I.    YUMURTLAMA BOZUKLUKLARI: 
Yumurtlama bozukluklarını 3 grup ta inceleyebiliriz.

• Hipogonadotropik Hipogonadism dediğimiz ilk grupta beyinden salgılanan hormonların üretiminde ve salgılanmasındaki defekt nedeni ile adet görmeme ve dolayısı ile gebe kalamamaya yol açan nadir görülen bir hastalıkdır. Bu eksik üretilen beyin hormonları özel üretilmiş ilaçlar ile vücuda iğne olarak verilmekte ve kişinin çocuk sahibi olması sağlanmaktadır. Bu hastalarda öncesinde prolaktin dediğimiz hormon kontrolü ile tedaviye başlanır ve tedavisinde son derece başarılı olunmaktadır.

• Hipergonadotropik Hipogonadism ise yumurtalığın kapasitesinin azalması ve yumurta üretim yeteneğinin yok olması anlamına gelmektedir. Beyinden salgılanan kontrol edici hormonlar normal fakat yumurtalık cevabı yetersizdir. Bu hastalığa erken menopozda denilmektedir. Çözümü ve tedavisi zor ve gebeliğe kavuşma konusunda hastalarımızı en çok uğraştıran bozuklukdur ve günümüzde halen etkin bir tedavisi yoktur. Bu hastalarımıza bazen yumurta nakli önerebilmekteyiz.

•  Normogonadotropik normogonadizm yani bilinen adı ile Polikistik Over Sendromu(PCOS veya PKOS)….Kadınlarda en sık rastlanan hormon bozukluğu olarak karşımıza çıkmaktadır. Nedeni ve ortaya çıkışı genetik olup ailesel geçişi konusunda kanıtlar bulunmaktadır. Hastalık yumurtalıklarda olması gerekenden çok daha fazla antral follikül ile buna bağlı yumurtlama bozukluğu ve kısırlık ile kendini göstermektedir. Çok sayıdaki antral folliküllerden salgılanan östrojenler periferik yağ dokusunda erkeklik hormonu olan testosterona dönerek akne, erkek tipi kilo alma(bel ve göbek bölgesinden), erkek tipi tüylenme artışı ve adet düzensizlikleri ile kendini göstermektedir.

Hastalık genç kuşağı etkilemektedir. İlk adet görülen yıllardan başlamak üzere gençlik yılları boyunca düzensiz gelmeyen adetler, tüylenme artışı, saç dökülmesi, kilo alımı ve diyet yapmasına rağmen kilo verememe, akne dediğimiz sivilcelenme artışı ile kendini belli eder. Etkin ve tam bir tedavisi yoktur. Tedavide anafikir “düzenli adet görmek” olmalıdır. Bu ilaçla veya ilaçsız dönemde kişinin adetinin düzenli olması gerektiği bilinmelidir. Çünkü hastalığın zemininde hormon arkı bozukluğu yatmaktadır. Beyindeki hormonların yumurtalığı kontrol etmekte zorlandığı izlenmektedir. Tedavide bozulan bu hormon arkını baskılayıcı ve düzeltici tedaviler uygulamaktayız. Adı basit ama davranışı ve bulguları ile son derece karmaşık bir patofizyolojiye yani anormal hormon davranışına sahiptir.  Altta yatan hormonal bozukluk düzeltildiğinde kişi düzenli adet görecek, kiloda azalma ve diyet ile daha kolay kilo verme izlenecek, saç dökülmesi ve aknelerde iyileşmeler görülecek fakat tedaviyi bıraktıktan bir süre sonra bunlar hastalığın şiddetine göre tekrar ortaya çıkabilecektir. Çünkü hastalığın tam anlamıyla çözümü yoktur. Tıpkı saçını boyayan bir kadının bir kaç ay sonra kendi orjinal saç renginin tekrar çıkması gibi yumurtalıklarda tedavi bırakıldıktan sonra eski hormon arkına tekrar dönebilmektedir. Bu nedenle düzenli adet PKOS da en önemli iyilik hali belirtisidir.

Polikistik overde gördüğümüz kilo artışı androjen dediğmiz erkeklik hormonlarının yüksek seyretmesinden dolayı erkek tipi olarak karşımıza çıkmaktadır. Yani göbekden kilo alınırken kalça ve bacaklar nispeten daha az kilo almaktadır. Hormon bozukluğu yaşamayan bir kadın da ise kilo artışı tipik olarak kalça ve bacaklarda görülür ve göbek çevresindse kalınlaşma nispeten daha azdır. Üstelik bu hastalarımız uygun diyetler ile kilo verebilirken, polikistik over nedeni ile kilo alana hastalarımız kilo vermesi daha zor ve dirençli olmaktadır.

Polikistik over sendromunda ek olarak hastalığın şiddetine göre tüylenmede artış, akne, ciltte kuruma ve döküntüler gibi ek şikayetlerdir. Bu bozukluğun altında erkeklik hormonlarının aşırı üretiminden kaynaklanmaktadır ve tedavisinde erkeklik hormonu üretimini baskılayıcı ilaçlar kullanılmaktadır.

Polikistik over sendromunun en önemli ve sık karşımıza çıkan bulgusu ise yumurtlamanın az veya hiç olmaması nedeni ile yaşanan adet görmeme problemidir. Bu sorun beraberinde hamile kalmayıda zorlaştırır. Tedavisinde çocuk istenmiyor ise doğum kontrol hapları eğer çocuk isteği var ise yumurtlamayı düzenleyici özel ilaçlar vermekteyiz.

Polikistik over sendromlu kadınlar bazı hastalıklar açısından ilerleyen yaşlarda risk altına girmektedir. Kalp hastalıkları ve özellikle tedavi almayan düzensiz adet gören kadınlarda daha sık karşılaştığımız rahim kanseri ve meme kanseri görülme sıklığında artış saptanmıştır.  Kilo kontrolü kötü olan polikistik overli hastalarda ise şeker hastalığı ve hiperlipidemi yönünden risk altına girmektedirler. Bu durum kalp hastalıkları ve şeker hastalığının uzun süreli diğer risklerinide artırmaktadır. Bu riskler arasında kalp krizi, diabetik nöropati – nefropati dediğimiz böbrek ve sinir sistemi yan etkileri olarak sıralayabiliriz. Ayrıca gebe kalındığında preeklampsi dediğimiz tansiyon yüksekliği açısından artmış risk söz konusudur.

Polikistik over sendromunun istenmeyen bu komplikasyonlarını mimimuma indirmek için yapılması gerekenler :

  • Düzenli adet görmek, eğer bozuk ise tedavi almak
  • Kilo artışına engel olmak uygun tedaviler ve dietler uygulamak
  • Sağlıklı beslenmek

Şu unutulmamalıdır ki şikayetlerini dikkate almayan, yıllarca adeti bozuk seyreden hormon bozukluğu şiddetli olan kişilerde istenmeyen bu yan etkilerin görülme olasılığı fazladır. Oysa genel olarak kilosu iyi, adetleri genelde düzenli bir polikistik over sendromlu hastanın bu sonuçlarla karşılaşması düşük ihtimaldir.

II.    TÜPLERE AİT HASTALIKLAR : 

Kadınsal organlar arasında en hassas ve en çabuk zarar gören organ tüplerdir. Kadından kaynaklanan kısırlığın en önde gelen nedenlerinden birisidir. Tüplerin hasarlanması sonucu ortaya çıkar. Tüpler fonksiyonlarını yerine getiremez ve gebelik oluşturmak için görevini yapamaz ve kişi kısırlık sorunu yaşar. Bunun en sık sebebi ise genital enfeksiyonlar ve endometriosisdir.

Enfeksiyonların büyük kısmından cinsel temasla bulaşan mikrobik ajanlar suçludur. Özellikle gonore(bel soğukluğu) ve clamidya olarak adlandırdığımız mikroorganşzmalar saptanmaktadır. Bunun yanında tüberküloz, endometriosis, silia ve mukus salgı bozukluğu ile giden kartegener sendromundada tüpler hasar almakta ve fonksiyonlarını yerine getirememektedir.

Eskiden geçirilmiş ameliyatlarda tüplerde yapışıklığa ve yumurtalık ile olan ilişkisini bozabilmektedir. Enfeksiyonlarda genelde tüpün yumurtalığa yakın ampulla ve fimbria dediğimiz uç kısmı hasarlanmaktadır. yol açabilmektedir.

Hidrosalpenks tüpün fonksiyonunu enfeksiyon veya diğer nedenlere bağlı olarak kaybetmesi durumunda içerisinde sıvı toplanarak şişmesi halidir. Tüpler bu durumda görev yapması ve gebeliği oluşturması oldukça zorlaşmaktadır ve tüpler çalışmadığı için tüpbebek yapılması durumunda ise içerdiği kötü sıvı nedeni ile tüpbebek başarısını azaltmaktadır. Bu durumda çözüm operasyon ile tüplerin alınması olacaktır.

Tüplerin fonksiyonunu veya hidrosalpenks olup olmadığı HSG(Histerosalpingografi) veya laparoskopi ile saptanmaktadır. Tüplerin tıkalı olduğu saptandığında çözüm genellikle tüpbebektir. Ancak hangi noktadan tıkanık olduğu önemlidir. Çünkü hem HSG hemde laparoskopi sırasında tüpün rahime yakın kısmında saptanan tıkanıklıkların altında bazen geçici  durumlar yatabilmektedir. Bu durum proksimal tubal okluzyon denir ve spazm’a bağlıdır. Çoğu zaman yanlış tanı konulmasına ve kişinin gereksiz yere tüpbebek tedavisi yaptırmasına neden olmaktadır.

Hasarlı olan tüpler mikro cerrahi düzeltilebilmektedir. Sadece enfeksiyona bağlı olarak tüpün uç kısımlarında hasar mevcut ise bu durum mikrocerrahi ile düzeltilememektedir.  Laparoskopide tüpler açılmaya çalışılmaktadır. Eğer açılamıyorsa hidrosalpenks varlığıda mevcut ise tüpler tamamen alınmalıdır. Çünkü hidrosalpenks varlığı tüpbebek tedavisinde gebelik başarısını azaltmaktadır. Bu durumda uygun tedavi operasyon sonrası yine tüpbebek tedavisi olacaktır.

III. ENDOMETRİOSİS:

Endometriosis  kısaca rahim zarının rahim dışı organlara yerleşmesi demektir. En sık periton dediğimiz karın zarı, yumurtalıklar(çukulata kisti) tüpler ve barsaklara yerleştiği gibi diğer karın içi ve karın dışı organların bir çoğunu tutabilmektedir. Halk arasında çukulata kisti diye adlandırılan ve yumurtalıklara yerleşen bu kistlere endometrioma denilmektedir. İsmi kist içeriğinin gerçekten akışkan çukulataya benzemesiden ötürü gelmektedir.
Endometriozis ilerleyici ve şiddetini artıran bir hastalıktır ve kesin tanısı ancak laparoskopi ile anlaşılır. Genellikle ağrı, kist ve kısırlık sorunu ile şüphelenilmektedir.

Endometrioma dediğimiz yumurtalık endometriosisi bazen kısırlık sorununa yol açabilmektedir. Endometrioma saptandığı zaman bazı kliniklerde derhal cerrahi ile alınması önerilmektedir. Bu kimi zaman kapalı operasyon yani laparoskopik, kimi zamanda açık operasyon olarak önerilebilmektedir. Güncel bilgiler ışığında bu çok uygun bir yaklaşım değildir. Yani her çukulata kisti = operasyon denkleminin doğru olmadığı yapılan bilimsel çalışmalar ile kanıtlanmıştır. Çünkü gereksiz yapılan endometrioma operasyonu, yumurtalığa zarar vermekte, kapasitesini azaltmakta ve fertilite koruyucu cerrahi prosedürleri uygulanmıyorsa kişinin çocuk sahibi olmasını güçleştirmektedir. Bu nedenle eğer çukulata kistiniz var ise ve kısırlık sorunu yaşıyor iseniz veya ilerde gebelik planınız var ise operasyon gerekip gerekmediğini infertilite hekiminin karar vermesi uygun olacaktır. Böylece gereksiz operasyon geçirmemiş olacaksınız. Genel olarak söylemek gerekir ise 5cm ve altı endometriomalar takip edilmeli, operasyon için hemen karar verilmemeli, eğer operasyon gerekecek ise bu laparoskopik yöntemle yapılmalı ve minimal invaziv cerrahi prosedürleri uygulanmalıdır.

Karın zarı dediğimiz periton üzerinde endometriosis odakları olabilmektedir. Hafif-orta-şiddetli tutulum olabilmektedir. Tanı ve tedavisi laparoskopi ile yapılmaktadır. Peritoneal endometriosisin doğurganlığı nasıl etkilediği konusunda çalışmalar yapılmış ve varlığının buzdağının görünen kısmı olduğu ve endometriosisin kadın genital sistemini mikroçevre hasarı ile göründüğünden daha ağır etkilediği saptanmıştır.
Tüm bu hipotezler ve kanıtlar ışığında endometriosis kısırlığa yol açmaz fakat kısırlık sorunu yaşayanlarda daha sıklıkla karşımıza çıkmaktadır diyebiliriz. Tedavisi ise tutulumun yerine, şiddetine, kısırlık süresine, hastanın yaşına bağlı olarak planlanmalıdır.

IV. DİĞER NEDENLER :

Doğuştan bazı anomaliler ve hastalıklar kısırlık nedeni olabilmektedir.

  • Myomlar
  • Rahim anomalileri
  • Psikolojik nedenler(vaginismus veya cinsel fonksiyon bozuklukları)

Bu hastalıklarda sebebe yönelik tedavi uygulanmaktadır.

Tekrarlayan Tüpbebek Başarısızlığı

Tüpbebek tedavisinin negatif sonuçla bitmesinin çiftler üzerindeki olumsuz ve umutsuzluğa iten etkileri olduğu kadar tedaviyi üstlenen hekimleride zorlamaktadır. Bu konunun 2 başlığı vardır.

  1. Tedavinin neden olumsuz sonuçlandığı, ki bunu tedaviyi sürdüren hekiminiz açıklayacaktır
  2. Bu aşamadan sonra ne yapılmalı, tedavi planı ne olmalı?

Bu makalemde işte bu 2.madde hakkında sizi bilgilendireğim. Çünkü ülkemizde tekrarlayan tüpbebek başarısızlığı karşısında etkinliği kanıtlanmamış, özellikle ulusal görsel basında “bu işin tam tedavisi bizde”  benzeri reklam amaçlı açıklamalar olmakta ve çiftlerde ister istemez umutlandırılmaktadır. Etkinliği kanıtlanmayan ama mucize olarak gösterilen tedaviler ile biraz fazla umutlanıp, tekrar bir olumsuz sonuçla daha büyük bir yıkım yaşamanıza engel olmak için sizlerin bu konunun doğrularını bilmeye hakkınız olduğunu düşünüyorum.

Tüpbebek tedavisinin olumsuz sonuçlanabileceği unutulmamalıdır. Çünkü herşeyi normal olan çok iyi durumdaki genç bir çiftin dahi sonucu negatif gelebilmektedir. Tedavide sabırlı olunmalı, olası negatif sonuçlara hazırlıklı olunmalıdır. Ama eaas önemlisi tekrarlayan tüpbebek başarısızlığının tanısı ve sınırlarını çizmek ve bilmek gerekir. 3 denemeye ve her seferinde 3-4 iyi kalitede embryo transferine rağmen gebe kalınamaması durumuna tekrarlayan tüpbebek başarısızlığı olarak tanımlıyoruz. Bu sorunu yaşayan çiftlerimizin tecrübeli ellerde re-evalüe edilerek yani yeni bir sayfa açılarak tekrar her nokta incelendikten sonra kişiye özel tedavi planı oluşturulmalı ve yeni yöntemlerden etkinliği kanıtlanmış olanlar tedaviler sırasında uygulanmalıdır. Neden defalarca başarısız sonuç alındığı tam olarak anlaşılabilmiş değildir. Özetlemek gerekir ise olası nedenler ;

  • EMBRYOLOJİ LABORATUARI KAYNAKLI :
    Embryo çok hassas ve dış dünyaya dayanıksızdır. Embryonun laboratuardaki serüveninde bir aksaklık negatif sonuçların sorumlusu olabilir.

 

  • EMBRYO KAYNAKLI :
    Embryoloji laboratuarı kusursuzdur fakat gelişimi normal gözüken bir embryoda dahi kromozom bozuklukları işzlenebilir bunun yanında embryo duvar kalınlığının fazla olması veya yapısal olarak rahime tutunma başarısı gösterememeside negatif sonucun sorumlusu olabilir.

 

  • RAHİM KAYNAKLI
    Bebeğin tutunmasına engel olacak rahim içi  düzensizlikler, yapışıklıklar, polip, myomlar olabileceği gibi immun sistemin uyumsuz çalışması, tüplerde sıvı birikerek rahim içini kirletmesi durumları negatif sonuçlar doğurabilmektedir.

 

  • TRANSFER TEKNİĞİ KAYNAKLI

Klinisyenin fark yarattığı transfer tekniği çok önemli bir konudur. En önemli aşamalardan biridir. Dikkatsiz ve özensiz bir transfer tüm emeğin çöpe atılmasına yol açabilmektedir. Embryo koruyucu olmayan transfer teknikleri negatif sonuçları oluşturabilmektedir. Bu nedenle transferlerin muhakkak tecrübeli ve deneyimli doktor ve ekibi tarafından yapılmalıdır.

Bu olasılıklar üzerinde düşünüldükten sonra yeni tedavi planı oluşturulmalıdır. Eğer yeni bir merkez veya yeni bir doktor seçecekseniz sorumlu doktorunuz bu planı oluşturacaktır. Bu çerçevede yukarıdada bahsettiğim gibi mutlaka re-evalüasyon ile değerlendirilmeli, eski tedaviler gözden geçirilmeli, rahim içi anatomik olarak tekrar gözden geçirilmeli, genetik araştırmalar yapılmalıdır. Tedavi sırasında endometrium kalitesi ve kalınlığı değerlendirilmelidir. Amaç etkinliği kanıtlanmış yöntemler ile tedavi başarı oranını artırmaktır. Etkinliği kanıtlanmış tedavi yöntemleri sıralarsak ;

 

  • Re-evalüasyon : Detaylı bir anamnez ile eski tedavileri değerlendirmek, tam bir infertilite muayenesi ve kişiselleştirilmiş tedavi planı oluşturulmalıdır.

 

  • Assisted Hatching: Embryo kabuğunu incelterek veya kimyasal olarak harap ederek  tutunmasını kolaylaştırma ilkesine dayanır.

 

  • Blastokist Transferi: Klasik olarak 3.gün değil sağlıklı olma olasılığının artıığı 5.gün transferi gebelik oranını anlamlı oranda artırmaktadır.

 

  • Double transfer: Hem 3.gün hem 5.gün iyi kalitede embryoların transfer edilerek şansın artırılmasıdır.

 

  • Co-Culture: embryo gelişim sırasında rahim zarından salgılanan sitokin dediğimiz özel hormonlara ihtiyaç duyduğu konusunda hipotezler ortaya atılmış ve bu çerçevede tüpbebek tedavisinden 1 ay önce rahim zarı örnekleri alınarak çoğaltılması ile yapay rahim adı verilen hücre kültürü içinde embryonun geliştirilmesi ve eksik olduğu varsayılan büyüme hormonu ve sitokinlerin yerine koyulması amacını taşıyan bu yöntem ile gebelik oranının arttığı bildirilmişsede uygulama zorluğu ve deneyimi nedeni ile her merkezde uygulanmamaktadır. Etkiside kesin kanıtlanmış değildir ve bilimsel arenada görüş ayırılıkları nedeni ile kullanımı sınırlı kalmıştır.

 

  • Tedavi protokollünü kişiselleştirmek: uygulanacak tedavi protokolü hastanın özelliklerine eski cevaplarına bakaılarak var ise eksiklikleri düzeltielerek kişiselleştirilmiş tedavi ile tedaviye başlanmalı ve tüpbebeğe hazırlanmalıdır.

 

  • Naturel Siklus(İlaçsız) Tüpbebek : Son yıllarda popülaritesi artan bu yöntemde hiç bir ilaç vermeden veya sona doğru çok hafif dozda verilerek tüpbebeğe hazırlanılması amacını taşımaktadır. Bu yaklaşımla seçilmiş hastalarda gebelik başarısının artabildiği rapor edilmişsede, ulusal basında “tüpbebekte son çare” şeklindeki haberler gerçekliği yansıtmamaktadır. Bilinmelidir ki ilaçsız tüpbebek seçilmiş hastalar için uygundur ve gebelik başarısı klasik tüpbebeğe göre 3 kat daha düşüktür. Ancak ilaca rağmen fazla yumurta üretilemeyen veya üretilsede hep tekrarlayan başarısız sonuçlar alınan hastalar için uygundur.

 

  • Mikro TESE: Embryo kalitesinde veya sperm kalitesinde bozukluk durumunda mikro TESE dediğimiz yöntem ile testislerden mikroskop altında sperm aranması ile morfolojisi yani iyilik hali daha güvenilir spermler alınarak yapılan tüpbebek denemelerinde gebelik şansının daha iyi olduğunu bildiren çalışmalar vardır ama bu konu ileri derecede erkek faktörü dediğimiz erkek bağımlı sperm problemlerinde ön plana çıkmaktadır ve her hasta için uygun değildir

 

  • Embryonun genetik olarak analizi : Günümüzde gelişen tıp ile artık embriyonun detaylı genetik durumu incelenebilmektedir. Genetik kodlarımızı içeren en küçük canlı halimiz olan embryo’dan alınan 5.gün biopsileri ile NGS dediğimiz teknik ile o embriyonun durumu hakkında sağlıklı bilgi alabilmekteyiz. Bu durumda sadece sağlıklı olan embriyonun transferini yapabilmekte ve gebeliğe ulaşma ihtimalini maximize etmekteyiz.

Yukarıdada bahsettiğim gibi bir çok seçenek mevcuttur. Her hastaya ayrı kişselleştirilmiş tedavi planı oluşturulmalıdır. Tam bir değerlendirme sonrası doktorunuz uygun çözümü size sunacaktır. Tüpbebek tedavisinin sonu mutluluk olsada, meşakkat, sabır ve çaba isteyen bir süreçtir. Negatif sonuçlara hazırlıklı olmalısınız. Tedavi olduğunuz doktorunuza bilimsel olarak etkinliği kanıtlanmış yöntemleri kullanmak istediğinizi belirtmelisiniz. Önümüzdeki yıllar tüpbebekde şaşırtıcı gelişmelere gebedir ve hastalarımız lehine yeni tedavi seçenekleri üretilmektedir.

Size özel ve sizin için gerekli olan yöntemleri planlayabilmek ve uygulayabilmek için 0 242 322 55 44 numaralı telefonumzdan bana ulaşabilir görüşme randevusu alabilirsiniz.  Aklınıza takılan soruları sorabilirsiniz.

Bebeğinize en kısa sürede sağlıklı bir biçimde kavuşmanızı diliyorum.

Dr.Cemil Karakuş

Bebek tedavisinde kullandığımız ilaçlar

Rekombinant Follitropinler :

Gonal F
Puregon

Kısırlık tedavisinde sıklıkla kullandığımız ilaçlardır. Laboratuar ortamında organizmaların DNA yapısı değiştirilerek follitropin dediğimiz insan yumurtalık uyarma hormonu salgılatılarak üretilirler. Yüksek teknoloji ile üretilmektedir. İçeriğindeki hormon dozları nettir ve insan antijeni içermez. Genellikle kısa ve çok ince iğneler ile ciltaltına(subkutan) uygulanır.

Menotropinler :

Menogon
Humegon
Fostimon
Merional

Human menopousal Gonadotropin adıda verilir. FSH ve LH hormonlarının saflaştırılmaları ve LH hormonun çıkarılması ile sadece FSH hormonu haline getirilmesi ile üretilir. ile elde edilirler. Üretimleri insan kaynaklıdır ve dozları mikro düzeylerde değişebilmektedir fakat bu tedaviyi olumsuz etkilememektedir. Rekombinant teknoloji gonadotropinleri kadar etkindirler.

GnRH Analogları :

Decapeptyl
Lucrin
Suprecur
Suprefact
Synarel vb.

Yumurtalamanın kontrolümüz dışında olmasını engeller ve döllenme zamanını ayarlamamızıilaçlardır. Genel olarak tüpbebek tedavisi öncesi 21.gün başlanır. Cilt altı iğneler veya burun spreyi yolu ile verilebilir. Yumurta geliştirici değil çatlamayı önleyici ilaçlardır. Bu sayede yumurta toplama saatini ayarlayabilmekteyiz.

GnRH antagonistleri :

Cetrotide
Orgalutran

Tıpkı GnRH analogları gibi yumurtalık geliştirici değil çatlamayı önleyici ilaçlardır. Son yıllarda kullanımı giderek yayılmıştır. Genel olarak adetin 7.günü başlanırlar ve hızla etki gösterirler. Etkileri 24-72 ssat içinde biter. Yumurta toplama gününü ayarlamamızı sağlar.

hCG :

Pregnyl

Choriomon

Ovitrelle

Yumurta gelişimi tamamlandığında yumurta toplama saatinden yaklaşık 35-36 saat önce yapılarak yumurtaların metafaz-I evresinden metafaz-II evresine geçişini tetikleyerek son matürasyonunu sağlar. Böylece yumurtalar döllenmeye hazır hale gelir. Uygulama saati şaşmamalıdır. Saat kaç denildi ise o saatte dakik biçimde uygulanması çok önemlidir. Ayrıca diğer tüpbebek ilaçlarından ayrılmalı ve tedaviler sırasında yanlışlıkla yapılmasına engel olunmalıdır. Çünkü zamanından erken yapılan hCG, tüm tedavinin heba olmasına yol açabilir.

Progesteron :

Crinone
Progynex
Utrogestan
Progestan vb.

Embryo transferi sonrası bebeklerin tutunmasını artırmak ve gebelik oluşumuna destek vermek için kullanıyoruz. İğne, hap veya jel şeklinde uygulanmaktadır. En güçlü destek iğneler ile olmakta isede uygulama güçlüğü nedeni ile genelde jel formu olan crinone’u kullanmaktayız. Yanetkileri az görülür. Bu yanetkileri göğüslerde ağrı, hassasiyet, şişme, bulantı, ödem ve nadiren depresyon görülebilir. Vaginal kullanımda ise irritasyon ve kaşıntıya neden olabilir.

Hap Tedavileri :

Serophene
Gonophene
Klomen
Femara

Özellikle tüpbebek öncesi kullanılırlar. Yumurta uyarıcı ve geliştirici tedavilerdir. Daha basit, monitorizasyon ve takip gerektirmeyen, yan etkileri daha az, çoğul gebelik riski daha az sıklıkla görülen seçeneklerdir. Gebelik başarı oranlarıda doğru orantılı olarak daha düşükdür. 1.basamak tedavi seçenekleri olmakla birlikte bazen tüpbebek ve aşılama tedavilerinde kullandığımız gonadotropinlere ek olarak kullandığımız yardımcı ilaçlar olabilmektedirler.

KISIRLIK TEDAVİSİNDE KULLADIĞIMIZ İLAÇLARIN YAN ETKİLERİ :

Ovaryen Hiperstimulasyon Sendromu(OHSS)- Yumurtalık Aşırı Uyarılması:
Tüpbebek tedavisi sırasında özellikle polikistik overli hastalarımızda karşımıza çıkmaktadır. Aslında bir yanetki değil beklediğimiz bir etkidir. Amaç yumurtalıkları uyarmak ve fazla miktarda yumurta elde etmektir ve polikistik overli kadınlarda bu uyarılma maalesef düşük dozlarla bile aşırı olmaktadır. Hastalığın şiddeti gelişen yumurta sayısı ve kan östrodiol seviyesi ile anlaşılabilir. Hafif-orta-şiddetli olmak üzere 3 aşaması mevcuttur.

OHSS’nin temel şikayetleri ve belirtileri:

  • Karında şişkinlik ve sıvı toplanması
  • Yumurtalıkların boyutu büyür 10 santimetreyi geçebilir.
  • Rahatsızlık ve bulantı hissi olabilir
  • Kilo artışı olur
  • Karın çevresi büyür
  • Nefes darlığı
  • İdrar yapmada azalma görülür ve hastalık şiddetlendikçe bu şikayetler artar. Müdahele etmek gerekebilir.

Tedavisinde genelde takip, orta-şiddetli formlarda hastaneye yatış gerekebilir. Eğer tüpbebek tedavisi olumsuz sonuçlanır ise tablo genelde 1 hafta içerisinde düzelir. Ancak gebelik oluşur ve tedavi başarılı olur ise OHSS’nin şiddeti artar ve tablo ağırlaşarak 1 kaç hafta daha devam eder.
Bazen sorumlu doktorunuz olası OHSS riski nedeni ile tüpbebek tedavinizi iptal edip tüm embryolarınızı dondurup bir sonraki ay yapmayı tercih edebilir. En doğru kararı doktorunuz verecektir. Doktorunuza güvenmelisiniz. Sizin için en doğru kararı verecektir.

Çoğul gebelik
Tüm kısırlık tedavilerinde çoğul gebelik riski bulunmaktadır. Gelişen yumurta sayısı ve gebelik oranını artırmak için 1 den fazla embryo transfer edilmesi nedeni ile oluşmaktadır. Özellikle genç anne adayında daha sıklıkla karşımıza çıkmaktadır. Ancak yeni tüpbebek yönetmeliği ile gelen tek embryo transferi kuralı nedeni ile artık daha az rastalayacağız.

Allerjik reaksiyonlar
İğne yapılan alanda lokal reaksiyonlar, kaşıntı, kızarıklık, şişme olabilir. Doktorunuza bilgi vermelisiniz.

ICSI – Mikroenjeksiyon

Mikroenjeksiyon ya da bilimsel adı ile ICSI(Intra Cytoplasmic Sperm Injection), üreme tıbbındaki en önemli gelişmelerden birisidir.

Tüp bebekde bu döllenme bir tüpte veya petri kabında spermin yumurtayı döllemesi beklenirken, mikroenjeksiyonda bu döllenme beklenmeden yumurtanın içine sperm direkt olarak enjekte edilmektedir. Mikroenjeksiyonun bulunması ile başarı şansı oldukça yükselmiş, üreme tıbbında yeni ufuklar açılmıştır. Özellikle şiddetli erkek faktörüne bağlı kısırlıklarda, gebe kalamaz gözüyle bakılan birçok çift bebek sahibi olmuş ve bu mutluluğu yaşamışlardır.

Yukarıdaki videoda bu işlemi izleyebilirisiniz

KISIRLIK SORUNUNUN ÜSTESİNDEN GELİN…

Bebek sahibi olmakta zorlanan hastaların tanı ve özellikle tedavisinde son 10 yıl içinde baş döndürücü hızla gelişmeler elde edilmiştir. Tüp bebek ve ilgili tekniklerde sağlanan gelişmeler ile daha önce ümitsiz olan çoğu çifte günümüzde çocuk sahibi olma şansı doğmuştur.

HANGİ ÇİFTLERE KISIR(İNFERTİL) DENİR?

Bir çiftin doğum kontrol yöntemi kullanmadan, düzenli cinsel ilişkiye rağmen, 1 yıl sonunda 35 yaş üzerinde ise 6 ay sonunda gebe kalamaması halinde kısırlık söz konusudur. Bir çiftin, bir yıllık düzenli ilişki ile gebe kalma şansı %83’dür. Bu sürede gebe kalınamaması durumunda sebebin araştırılması gerekir. Yaklaşık olarak bu sebeplerin %40’ı erkek %40’ı bayandan kaynaklanan patolojilerden kaynaklanırken %20’sinde ise tüm testler normal iken gebeliğin gerçekleşememesi dediğimiz sebebi açıklanamayan kısırlık (infertilite) saptanmaktadır.

Kısırlık sorunu ile ilk kez karşılaştığınızda bunu olgunlukla karşılayabileceğiniz gibi  üzerinizde yıkıcı ve üzücü bir şok tablosuna da yol açabilir. Bu durum öncelikle size çok saçma, mantığınıza aykırı ve kabul etmekte zorlanabilirsiniz. Ama benim size söyleyeceğimiz ilk şey bu sorunu yaşayan sadece siz olmadığınız ve toplumdaki her 100 çiftten yaklaşık olarak 20’si kısırlık sorunu ile uğraşmakta ve bunun için bizlere başvurmaktadırlar.

Kısırlık sorunu hakkında neler bilmelisiniz?


•    Kadın ve erkek;

Kısırlık sorunu ve tedavisine başlamadan önce farklı düşüncelerde olabilirler. Altta yatan sorun ister erkekten isterse kadından kaynaklansın, tedavilerin ve testlerin büyük çoğunluğu kadın üzerinde yani anne adayı üzerinde olacaktır. Bununla birlikte anne ve baba adayı, kısırlık sorunu hakkında bilgilenmek, neler yapılacağını bilmek ve bu sorunu çözerek bebeğine ulaşmak için elinden geleni yapacaktır. Bazı durumlarda ise erkek yani baba adayı, kısırlık sorununu konuşmanın ve tedavi olmanın anlamsız olduğu ve zaman kaybı olduğunu düşünebilir. bu yanlış veya eksik anlamalar sonucu ise eşler arasında onarılması güç sorunlar ortaya çıkabilmektedir. Bu nedenledir ki sizler en doğru ve güncel bilgiyi, yapılması gereken en doğru tedaviyi doktorunuzdan öğrenerek bu tür yanlış düşünce ve inanışlara girmeden bu sorunu olgunlukla kabullenip uygun olan tedaviyi yaptırmanız en mantıklı seçenek olacaktır.


•    Aile ve arkadaşlar;

 
Türk örf ve adetleri ve genel toplum yapısı itibarı ile kısırlık sorununuzun cinsel hayatınızın ile bağdaştırılması, çocuk sahibi olamadığınız için özel ve cinsel yaşantınızın aileniz ve arkadaşlarınız tarafından takip edildiğini hissedebilir veya tanık olabilirsiniz. Hem aile hemde arkadaşlarınız sizin çocuk sahibi olamamanızın hem size hem onlara acı ve üzüntü verdiğini hissedebilirsiniz. Bu durum sizi etkileyebilir. Bu konuda çiftlerimiz doktorlarından destek almalıdırlar.

Diğer açıklanması gereken konu ise; Normal bir cinsel yaşamı olan bir çiftin, kısırlık sorunu yaşamasının olası bir durumdur.  Bu durumun cinsel veya psikolojik hayatınızla bağdaştırılması doğru olmayan bir yaklaşımdır. Bu nedenle eğer gerekir ise bu sorunu rahatlıkla ailenize ve çevrenize anlatabilir ve bu yanlış düşünceyi düzeltebilirsiniz.


•    Bunun yanında siz karı-koca olarak cinsel hayatınızda sorunlar arayabilir vücudunuza veya cinsel organlarınıza kızgın olabilirsiniz. Size göre cinsel hayatınız alt üst olabilir ve hiçbir şey doğru ve düzgün olmayabilir. Kendinizi veya eşinizi bu konuda hasta görebilir veya suçlayabilirsiniz. Bu tür düşüncelerinizin olması yanlış olsa da olası bir durumdur. Fakat bunları bizimle rahatlıkla paylaşarak bu konuda doğru ve profesyonel destek almanız gerekmektedir. Doğru bilgiler ile doğru cinsel ve psikolojik yaşama sizleri kavuşturmak bizim görevimizdir. Üzerinizdeki yükü bu yanlış inanışlara bağlı sorunları düzelterek azaltmak ve daha rahat ve mutlu bir yaşam için lütfen bizden destek alınız.


Kısırlık ve Yaş

Kadın yaşı; ne yazıkki tüm tüpbebek merkezlerinin ve kısırlık araştırma kliniklerinin çok fazla mücadele edemediği, düzeltemediği ve gebelik başarısını önemli derecede azaltan bir faktördür.

Biz şunu net biliyoruz;

YILLAR ÜREME KAPASİTESİ BAKIMINDAN KADINDAN ÇOK DAHA FAZLA ŞEY ALIP GÖTÜRÜYOR

Bu nedenle her anne adayı hastamıza söylediğimiz gibi lütfen tedavilerinizde geç kalmayın. Kısırlık sorunun bir an önce üzerine gidin ve vakit çok geç olmadan gerekeni yapın.
Tüm dünyada olduğu gibi bizde tecrübelerimize dayanarak şunu söyleyebiliriz; 44-45 yaşından sonra kendi yumurtanız ile gebe kalabilme şansınız %5’in altındadır.

YAŞ NİÇİN BU KADAR ÖNEMLİ?

Anne adayının yaşının 40’ın üzerinde olduğu durumlarda canlı bebek sahibi olabilmenin niçin bu kadar düştüğünü açıklayacak bir çok sebep vardır.

  • Myom ve endometriosis gibi kısırlığa yol açması olası olan hastalıkların yaş ile görülme sıklığının artması
  • Anomalili fetusların ileri yaşdaki gebeliklerde daha sık görüldüğü artık net olarak bilinmektedir. Bu anomalilerden en sık rastlanan down sendromu dur
  • Yumurta sperm ile döllendiğinde embryo oluşur. Embryonun yani oluşacak bebeğinizin mitokondrisi  annenin yumurtasından gelmekte ve bu mitokondri anne ile aynı yaşta yani ileri yaştadır. Eğer anne yaşı ileri ise yeni hücrelerin ortaya çıkışı gecikirse anne kaynaklı mitokondriler enerji sağlamakta yetersiz kalacak ve gebelik gerçekleşemeyecek veya erken dönem düşükleri ile sonlanacaktır.
  • Eğer kadının mensturasyonu(adet düzeni) düzensiz veya hiç adet görmüyorsa bu durumda sıklıkla ovulasyon(yumurtalıklardan yumurta salıverilmesi veya yumurtlama)’da yok veya düzensizdir. Ovulasyonun olmaması ise kısırlık’a yol açacaktır. Bazı hastalarda hormon veya ilaçlar ile ovulasyon sağlanabilir. Eğer ilaç tedavisi sonucu yumurtlama sağlanamaz ise veya yumurta hücresi yok ise gebelik için tek tedavi seçeneği yumurta bağışı(yumurta nakli) olacaktır.
  • Vagina ile yumurtalıklar arasında bir blok var ise (ki bu duruma en çok yol açan sorun tüplerin tıkalı olmasıdır.) döllenme şansı olmayacak ve kısırlık ortaya çıkacaktır. Bu durumda normal sperm ve normal döllenme olmasına rağmen kısırlık kaçınılmaz sonuçtur. Bloke tüpler mikrocerrahi ile düzeltilebilir veya bu tekniğin iyi cevap verme şansı düşük olduğu için tüp bebek uygulamaları uygun tedavi seçeneği olacaktır.
  • Endometriosis, rahim içini döşeyen epitelin rahim dışında, karın boşluğu, tüpler yumurtalıklarda saptanmasıdır. Bu durum embryonun döllenme ve uterusa implantasyonuna sorun oluşturacak ve subfertilite denilen şüpheli kısırlığa yol açacaktır. Uygun tedavi seçeneği; ilaç, cerrahi veya tüp bebek tedavisi olacaktır.

KISIRLIK TEDAVİLERİNDEN ÖNCE NELER YAPMALISINIZ?

  • Hayatın size sunduğu en güzel armağan için “bebeğiniz” için çabalayın…
    Bir çok aşamadan geçecek bir çok zorlukla mücadele edeceksiniz. Bu süreç size soğuk ve sıkıcı gelebilir, yorulabilirsiniz ama zamanı geldiğinde ve güzel haberi aldığınızda bu anlarınızın acısını bebeğiniz ile birlikte çıkaracaksınız.

 

  • Yaşamınızı planlayın…
    Tedavilerinize ve tüp bebek veya diğer kısırlık tedavileriniz planlandıktan sonra eşiniz ile beraber yaşamınızı planlamalısınız. Bebeğinize kavuştuktan sonraki adımlar, gebeliğiniz ve anne adayının rahat bir gebelik dönemi geçirmesi için gerekenleri yavaş yavaş planlamalısınız. Ne de olsa gebelik mutlu fakat dikkat edilmesi gerekn bir süreçtir ve yaşamınızın en güzel anıdır!

 

  • Unutmayın yalnız değilsiniz…

Çiftlerimizin %10-15’inde gebeliğe ulaşmak biraz zaman almakta, ilk denemede olumsuz sonuç çıkabilmekte ve bu süreçte yorulabilmektedirler. Çünkü kısırlık tedavilerinin tüp bebek ve milroenjeksiyon dahil hiç biri mutlak ve %100 gebelik ile sonuçlanmaz. Bu sebeple yıkılmamanız  ve olumsuz sonuçla karşılaştığınızda bunu olgunluk ile karşılamanız ve tedavilerinize devam etmeniz uygun olan yaklaşım olacaktır. Danışmanınıza, hemşirenize ve doktorunuza güvenin ve kendinizi bizim ellerimize güvenle teslim edin….Yaşam Hastanesi Kadın Sağlığı Ünitesi olarak biz kliniğimizde ihtiyaç duyduğunuz her anda yanınızdayız. Danışmanınıza, koordinatörümüze, hemşirenize ve doktorunuza aklınızdaki soruları rahatlıkla sormaktan çekinmeyin ve korkmayın.

BENİM İÇİN EN UYGUN TEDAVİ HANGİSİ?

Hastanemizde ilk araştırmalarınızın yapıldıktan sonra size tedavi seçenekleri hakkında bilgi verecek ve uygun olan tedaviyi önereceklerdir. Hangi tedavi ile ne kadar şansınızın olduğu ve hangi tedavinin size en uygun seçenek olduğunu sizde sorularınızla öğrenecek ve bu konuda tüm merak ettiklerinizi sorabileceksiniz. Eğer diğer tedavi yöntemlerini uzun zamandır denenmiş ve diğer tedavi seçenekleri ile gebelik şansı az veya hiç yok ise, anne adayının yaşı ileri ve tüp bebek-mikroenjeksiyon tedavi programı en iyi seçenek ise bu size açıklanacaktır.

Kısırlık tedavisi için tedavi aşamaları altta yatan sebebe yönelik olması gerekmektedir.

Bu seçeneklere kısaca göz atacak olursak;

  • Ovulasyon indüksiyonu
    Adetinizin belirli günlerinde kullanacağınız yumurtlamayı artırıcı ilaçlar ile sağlanmaktadır.

 

  • İntrauterin inseminasyon(Aşılama)

Bu prosedür doğal siklus ile ilaçsız veya yumurta geliştirici ilaçlar eşliğinde yapılabilmektedir.

•   Cerrahi tedaviler;

Laparoskopik ve histeroskopik operasyonlar ile üreme sistemi anatomisinin normale getirilmesi için başvurulur. Planlanan gebelik için saptanan bir sorunu düzeltmek amacıyla kullanılır.

•   Ovaryan drilling: son yıllarda tekrar popülerliğini kazanan ve yıllardır uzaklaştığımız bu ameliyat ile polikistik overli hastalarımızda daha iyi yumurtlama kalitesi için 2007 yılı itibarı ile son bilimsel çalışmalar ışığında faydası olduğu kanıtlanan bir yaklaşımdır.

•    Tüp bebek uygulaması:
Seçilecek tedavi protokolüne göre tüpbebek programı genel olarak yumurtalıklardan yumurta üretimi için ortalama 9-12 gün süreyle ilaç kullanılması ve ardından bu yumurtaların istenilen gelişim ve büyüklükte olduğunda yumurta çatlatıcı iğne olarak bilinen insan koryonik gonadotropini(hCG)  verilir ve 35-36 saat sonra da yumurta toplama işleminin yapılır.
Yumurta toplanmasından sonra 2-5 gün içinde seçilecek embriyolar ultrasonografi eşliğinde özel kateterler yardımı ile anne adayının rahimine transfer edilir ve embryonun anne rahimine tutunarak gebeliğin gerçekleşmesi ilkesine dayanmaktadır.

NELERE DİKKAT ETMELİYİM?

Dengeli ve sağlıklı yaşam rejimi hem kadın hemde koca için faydalı olacaktır.

•    Dengeli beslenin…
Bazı esansiyel gıda ve vitaminlerin alınmaması vücudun ve immün sistemin zayıf düşmesine yol açacaktır. Dengeli bir gıda alışkanlığınız olsun ve tedavileriniz esnasında şiddetli kilo verici veya alıcı diyetlerden kaçının. Ayrıca A vitamininden zengin gıdalardan ve yüksek doz A vitamini içeren vitaminlerden uzak durunuz. Çünkü A vitamininin fazla alımı fetusa ve bebeğe zararlı olabilmektedir.
Günlük D vitamini alımınızı artırın. Böylece hem bebeğinize hemde size gerekli olan kalsiyumun emilimini artıracaktır.

•    Hafif – orta egzersizler yapın…
Düzenli olarak tempolu yürüyüşler yaparak sırt, göğüs, pelvik taban kaslarınızı güçlendirebilirsiniz. Yoğun egzersizlerden, tehlikeli sporlardan uzak durunuz.

•    Bol su için…
Günlük en az 10-12 bardak su içmelisiniz. Elinizde sürekli şişe su taşıyıp sürekli yudumlamanızı ve daha fazla su almanızı öneririz.

•    Yüksek miktarda kafein almaktan kaçının…
Günlük alacağınız en fazla miktar 2 veya 3 bardak kahve veya çaydır. Ayrıca kafeinin çukulata, kola, enerji içeceklerinde ve vermidon gibi ağrı kesicilerde de olduğunu unutmayın. Alacağınız miktarı ayarlayın.

•    Sigarayı mutlaka bırakın…
Sigaranın sağlığınızı etkilediğinin yanında üreme yeteneğinizi, yumurta ve sperm kalitenizi ve gebelik şansınızı azalttığını sakın unutmayın. Lütfen bu kötü alışkanlığı tedavilerinizden önce bırakın.

•    Alkol alımını azaltın…
Alkolizm hem size hem de bebeğinize kötü ve zararlı etkiler doğurabilen bir alışkanlıkdır. Ayrıca alkolün gebelik ve fetus üzerine daha az etkili olduğu bir doz veya miktar yoktur. Çoğu insan alkolü tedavileri boyunca tamamen terk etmektedir. Sizde öyle yapınız. Günde alacağınız en yüksek doz -ki çok zor ve bağımlılık durumları için geçerlidir- 2 kadeh şarap veya biradır.

•    Doktorunuzla ilaç veya gıda alımının gerekliliğini tartışın, doğruları öğrenin…
Kullanacağınız ilaçlar veya gıdalar için doktorunuza sorular sorun. Gereken vitaminleri kullanın. Bunun yanında ağrı veya ateşiniz için parasetamol tablet alabilirsiniz. Aspirin veya benzeri ilaçları kanama risklerinden dolayı bu amaçla önermiyoruz. Eğer başka bir tedaviniz için antibiyotik veya ilaç verildiyse lütfen bize danışınız. Uygun olup olmadığını öğreniniz.

•    Kendinizi enfeksiyonlardan koruyun…
Yediğiniz tüm et, balık, tavuk ve yumurta ürünlerinin hijyenik şartlarda hazırlanmasına ve tam pişmiş olduğuna dikkat edin. Tekrar ısıtılan bir yemeğin iyice ısıtıldığından emin olun. Pastorize edilmemiş süt, peynir ve çiğ yumurta ürünlerinden(mayonez gibi) kaçının. Sebze ve meyveleri iyice yıkandıktan sonra tüketin. Bahçe veya tarım ile uğraşırken eldiven giyin, hayvan pisliğinden özellikle kedi-köpek dışkısından uzak durun. Çünkü bunlar toxoplazmosis denilen bazı paraziter enfeksiyonlara yol açabilmektedir. Hayvanlara dokunduktan sonra ellerinizi yıkayın.

•    Kimyasallardan uzak durun…
Boya, tiner, solvent, tuz ruhu, porçöz gibi kimyasallardan uzak durun ve bunların evinizde kullanılması durumunda evde olmayın.

•    Aşırı sıcaktan kaçının…
Gevşemek veya rahatlamak amacı ile sauna ve spa merkezi veya hamam gibi aşırı sıcak ortamlarda bulunmayın. Bu tedavinize zarar verebilir ve sağlıklı olmayabilir.

•    Gevşeyin…
Yoga veya meditasyon egzersizleri ile stresinizi atmak faydalı olabilir. Tedaviye uyumunuzu artırabilir.

•    Folik asit alın…
Gebeliğin başalamasından önceki ay başlayacağınız folik asit vitamini ile bebeğinizin erken dönemdeki sağlıklı gelişimini destekleyecek ve nöral tüp defekti gibi sakatlıkların oluşma riskini önemli derecede azaltacaktır. Biz gebelik planlayan her anneye günde 1500mcg folik asit vitamini öneriyoruz. Gebelikten önce başlanmalı ve gebe kaldıktan sonrada ilk 3 ay düzenli alınmalıdır.

•    Erkek eş ise gıda ve yaşam şekline, egzesiz ve kötü alışkanlıklarına dikkat etmelidir. Erkek spermi, boşalma yani ejekülasyon ile dışarı atılma aşamasına gelmesi için aylarca üretiminin olması gerekmektedir. Yaklaşık olarak spermin olgun hale gelmesi 72 gündür. Bu nedenle kötü alışkanlıkları bıraktıktan 2-3 ay sonra sağlıklı spermin üretileceği unutulmamalı ve tedavinizi ona göre planlamalısınız. Ayrıca bazı ilaçlar sperm hareketi ve üretimini etkileyebilmektedir. Özellikle tansiyon ve ülser için alınan ilaçlar sperm sayımını azaltabilmektedir. Sulfosalazin gibi barsak hastalıklarında kullanılan bazı ilaçlar ile bazı steroidler ise total sperm yokluğuna yani sperm sayısının sıfıra inmesine yol açabilmektedirler. Ayrıca kanser tedavisi amacıyla kullanılan kemoterapötik ilaçlar ise sperm üretimini geçici veya kalıcı olarak durdurabilmektedirler.

Sonuç olarak, kısır çiftlerin çocuk sahibi olmaları yolunda tıpda büyük mesafeler kat edilmiştir. Tedavinin başarısını belirleyen en önemli unsur doğru tanı ve en etkin tedavinin seçilerek hızlı bir şeklide uygulanmasıdır.

WhatsApp chat